Kadın - LGBTİ+, Mihriban Günyüzü, Umut Yazıları

Sonrası cüret, sonrası kararlılık! – Mihriban Günyüzü

Geride bıraktığımız 8 Mart Dünya kadınlar günü bu senede dalga dalga büyüyen bir şekilde dünyanın dört bir yanında, kadınların farklılıklarıyla biraraya geldiği, kızkardeşliği örerek, büyük bir coşku ve direnişle sesini büyüttüğü bir şekilde gerçekleşti.

AKP-MHP’de cisimleşmiş patriyarkanın ve faşizmin yoksulluk, savaş ve cinsiyetçi politikalarıyla her alanda kuşatılmış olmalarına ve topyekün saldırılarına karşı, kadınlar tacize, tecavüze, şiddete, emek sömürüsüne, heteroseksizme, transfobiye karşı sokakları mor renge boyadı. Kadınlar ve LGBTİ+’ların sokaktaki ısrarı AKP-MHP faşist iktidarını sarsacak bir dinamik olması itibari ile iktidar saflarında korku ortamı yarattı.

Bu anlamıyla kadınların cüreti çok önemli. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ortaya konan cüret, barikatların zorlanması, Migros Depo işçisi kadınların tacize, mobbinge, haksız yere işten çıkarmalara karşı direnişi, ev hapsinde olan devrimci kadınların faşizmin dayattığı zincirleri kırarak bu cüreti büyütmeleri, kadınların artık daha cüretkar ve bir araya geldiklerinde yaratacağı sarsıntı iktidar cephesinde ciddi bir panik ve korku yaratmasına yetti de arttı bile.

AKP-MHP faşist iktidarı kendisine karşı hem kadınlar cephesinde gelişen feminist isyanı ve kadınların direniş hattını kırmak hem de bugün devrimci muhalafeti bastırmak ve teslim almak temelinde yeni saldırı konsepti ile tekrar bir saldırı süreci başlattı.

Halkların Demokratik Partisi’nin kapatılma süreci, Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve Meclis’te göz altına alınması, sabaha karşı yayınlanan cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın çekilmesi, işçi ücretlerinin gasp edilmesi, Kürt halkının  demokratik haklarının engellenmesi faşist iktidarın aklımıza gelen ilk uygulamaları. Faşizm ülkemizde ve bölgede savaştan, işgalden, kandan ve gözyaşından besleniyor. Dışarda savaş politikaları sürdürürken ülke içeride adeta halklar hapishanesine dönüştürüyor.

Saldırgan faşist iktidar ekonomik, siyasi ve askeri açıdan gerileme sürecine girdi. Ülke ekonomisi çökme noktasına geldi. İşsizlik % 30’a ulaşıtı, enflasyon her geçen gün katlanarak artıyor. Döviz kurlarında dalgalanma devletin ekonomik politikasının iflasının sonucudur. Damat Berat’ ın görevden alınması sonrası onun politikalarını terk eden Merkez Bankası Başkanı’nın ömrü de çok uzun sürmedi.

Faşist iktidar krizin faturasını işçi ve emekçilere kesiyor. Siyasi gelişmeler açısından faşist iktidarın toplumsal desteği de her geçen gün azalıyor. AKP ve MHP tek bir parti gibi hareket ederken, siyasal istikrarsızlık ve çatışma durumu faşist iktidarı, muhalefeti zayıflatma ve parçalama siyasetine itti. HDP’nin kapatılma planı aynı zamanda AKP’ye karşı muhalefeti parçalama hamlesidir.

Faşist rejim tarihsel ömrünü tamamlamış olan bütün gerici rejimler gibi ülke içinde ve dışında savaş ve işgal politikalarıyla kendisini var edebiliyor. Son olarak yaşanan Gare yenilgisi, faşist iktidarın askeri çöküşünün başlangıcıdır. Suriye’de, Rojava’da, Başur Kürdistan’ında, Libya’da, Ermenistan’da savaş politikalarını sürdüren faşist rejim artık bu alandaki varlığını eskisi gibi sürdüremiyecek. Amerika ve Rusya arasındaki çelişkiye oynama politikasında sona geldi.

Bütün bu gelişmeler düşünüldüğünde faşist iktidarı yıkma mücadelesinde, önemli sac ayaklarından birisini kadın hareketi ve feminist hareket oluşturuyor. İstanbul Sözleşmesi’nden sabaha karşı çekilme hamlesi, AKP’nin kadınların sokakta kazandığı meşruiyet zeminine ve kadınlara yönelik baskıları arttırmayı hedefleyen patriyarkal saldırı olarak okunmaldır. Tam da buradan doğru 2021 yılının kadınların özgürlük mücadelesi açısından stratejik bir öneme sahip olan patriyarka ve faşizmin yenilgi yılı olacağı daha net anlaşılmaktadır. Erkek egemen faşist düzen kadınlar üzerindeki sömürü ve baskı politikalarını her geçen gün katmerli hale getiriyor. Kadınların özgürlüğüne giden yol, mücadele etmekten, örgütlenmekten ve faşizmin yıkılmasından geçiyor.

2021 yılında sınıf mücadelesi bütün yoğunluğu ile devam ederken kadınların ezilen cins olarak özgürlük mücadelesi de faşizmle uzlaşmaz bir zeminde ilerleyecek. Kadınların özgürlük talebi kendi bedenlerine sahip çıkmaları, patriyarkayı ve onunla iç içe geçmiş sömürü düzeni ile çatışmaları onları doğrudan sömürü düzenin karşısında konumlandırıyor.

Bütün bu gelişmeler düşünüldüğünde faşizmin yarattığı korku duvarında işçiler, emekçiler, Kürtler, kadınlar ve gençlerin mücadelesi ile korku duvarı yıkıldı. Faşist iktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı karşısında kadın hareketinin gösterdiği refleks anlamlı ve değerli. Yine Kürt halkının Newroz alanlarında Kürt Özgürlük Hareketi’nin değerlerini ve önderliğini görkemli bir şekilde sahiplenmesi çok önemli bir yerde duruyor. İşçi direnişleri iktidar yanlısı ve uzlaşmacı sosyal demokrat sendika bürokrasisinin bütün engelleme çabalarına rağmen birbiri ardına ortaya çıkmaya devam ediyor. Sömürü düzeninin temel dayanağı olan emek sermaye çelişkisini daha görünür kılıyor.

Bütün gelişmeler gösteriyor ki Marksist bir yöntemle süreci okursak zaman Marks’ın deyimiyle Almanca konuşma zamanı değil Fransızca konuşma zamanıdır. Almanca konuşmak 19. yüzyılın düşünsel dünyasında felsefik ve teorik tartışmayı içerir. Fransızca konuşmak ise 1848 Lyon barikatlarının ve 1871 Paris komünarlarının ayak izlerinden takip ederek sürece devrimci müdahaleyi içerir. Şimdi bütün kadınların Fransızca konuşma zamanıdır.

Paylaşın