Doğan Adalı, Umut Yazıları

“Yeni Saldırı Reform”ları’na Karşı: Birleşik Mücadele! – Doğan Adalı

İşçi sınıfı bu güne kadar çeşitli biçimlerde sermayenin ve onun uşağı olan hükümetlerin hak saldırılarına uğradı. Sendikal faaliyetleri yaptırmamaktan taşeron çalıştırmaya, sözleşmeli çalıştırmaktan kiralık işçiliğe, kıdem tazminatının gaspından, işçilerin fonlarını yağmalamaya kadar her çeşit saldırıları uyguladı. Sermaye bu saldırılarla çalışma hayatını çekilmez hale getirirken emeklilik yaşını yükselterek neredeyse ölene kadar çalışmayı, mezarda emekliliği dayattı. İşçileri esnek, güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırmak için KHK’lar, yeni yeni yasalar çıkarttılar.

Bunlara ek olarak, baskıya, şiddete ve erkek cinayetlerine karşı öfke biriktiren kadınlara, gelecekleri ve özgürlükleri ellerinden alınmak istenen gençlere, ezilen-sömürülen bir halkın iradesine, partisine ve milletvekillerine saldırarak işçilerle birlikte tüm toplumu esir almak ve bekalarını, sömürü düzenlerini sürdürmek istiyorlar.

Salgın hastalık koşullarını fırsata çeviren sermaye yıllardır işçi sınıfına dayattığı ve uygulayamadığı saldırıları tek tek hayata geçiriyor. Kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin, tazminatsız işten çıkarma vb. uygulamalardan sonuna kadar faydalanan, türlü teşvikler alan ve fonları yağmalayan sermaye, üretimin daraldığı pandemi koşullarında bile kâr etmeyi başarıyor. Kovid-19’un işçi sınıfı hastalığı haline geldiği ve ekonominin ek yükleri de omuzlarına binen işçilerin, emekçilerin, küçük esnafın beli daha da bükülüyor, borç yükü, işsizlik, yoksulluk her geçen gün artıyor.

Ücretsiz izin ve Kod-29 ahlaksızlığı, patronlar lehine tazminatsız işten atmaların önünü açan uygulamalar olarak saldırıların başını çekiyor. Kıdem tazminatını birçok girişimine rağmen kaldıramayan sermaye ücretsiz izin ve Kod-29 ile on binlerce işçiyi tazminatsız işten attı, atmaya devam ediyor. İşsizlik fonundan ödenen kısa çalışma ödeneği ile çalıştırılmayan milyonlarca işçi de, aslında işten çıkarılmanın başka yolu olan bu uygulama ile sürecin sonunda başına ne geleceğini bilmeden kurbanlık koyun gibi bekliyor.

Tüm bunların yanında, geçtiğimiz haftalarda açıklanan ‘Ekonomi Reform Paketi’nin içerisinde sınıfa dönük yeni saldırı başlıklarının olduğunu paketi inceleyen uzmanlar, sendikalar söylüyor, yazıyor. Paketin içerisinde işçi ve emekçilerin kıdem tazminatı, güvenceli çalışma vb. haklarını gasp etmeye yönelik başlıkların yer aldığı biliniyor artık. Pakette işçiler, işsizler, emekliler, esnaf ve çiftçiler lehine hiçbir madde yer almazken bundan önceki tüm paketler gibi bu paketinde tamamen sermayenin çıkarlarına göre hazırlanmış olduğu ortaya çıkıyor.

Ekonomi reform paketinde ‘Yeni Nesil Çalışma Yöntemleri’ olarak adlandırılan başlık altında işçi sınıfına yönelik ‘yeni’ çalışma koşullarının da tanımlanması var. Başlıkta ‘yeni nesil çalışma yöntemlerinin yaygınlaştırılacağı’ vurgulanıyor ki bundan güvencesiz, esnek, düşük ücretle çalışmanın biçimlerinin artırılacağını anlıyoruz. Pakette anılan ‘uzaktan çalışma’ ya da ‘evden çalışma’ gibi işverenin maliyetlerini düşürdüğü (işyeri kirası, faturaları, sarf malzemeleri, işçi yol-yemek ücretleri, vb.) ve işçilerin daha uzun süre ve daha yoğun çalıştığı (sürekli ulaşılabilir olma, çalışma ve çalışma-dışı zaman arasındaki sınırın ortadan kalkması) bu yeni biçimlerin sömürünün ve güvencesizliğin katmerleştiği biçimler olacağı kuşkusuzdur.

Yine pakette ‘Kısmi süreli çalışanların hafta tatili, yıllık ücretli izni hak etme süresi ve kıdem tazminatına hak kazanma sürelerinin yasada açıkça belirtilmesine yönelik düzenleme yapılacağı’ da yazılmış. Bundan anlamamız gereken kısa çalışma, uzaktan çalışma vb. uygulamaların yaygınlaşacağı, belirli süreli çalışma sözleşmesinin rutinleştirilerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı hakkının yasal olarak ortadan kaldırılacağı bir döneme giriliyor olduğudur.

İşçi sınıfının daha önce gördüğü saldırılara, gasplara karşı her daim az da olsa, cılızda olsa, kıdem saldırılarında olduğu gibi nispeten güçlü de olsa mutlaka bir tepkisi olmuştur. Yalnız bu salgın hastalık ve koşullarının getirdiği saldırı dalgasına henüz anlamlı bir tepki söz konusu değil. Koşulların sermaye tarafından alabildiğine kullanıldığını görüyoruz ama bu yeni duruma uyum sağlayamayan sınıfın, sendikaların ve sosyalist(lerin) işçilerin (örgütlenmelerin) esaslı bir analizle saldırılara karşı mücadele önerileri sunamadığını (sunamadığımızı) görüyoruz. En can yakıcı sorun olan çalışırken virüs kapmak ve ölmek, ücretsiz izin ve Kod-29 ahlaksızlığına karşı bile sözel olarak, sosyal medya üzerinden itiraz etme dışında (tekil birkaç eylem var) anlamlı, birleşik, kitlesel bir karşılık verilemiyor. Bu görmemiz, görülmesi gereken işçi sınıfının birliğinin, örgütsüzlüğünün en açık göstergesidir.

Sınıfın organik birliğini sağlayacak, onun yıkıcı, devrimci gücünü açığa çıkaracak olan araç ve yöntemleri yaratmak ve kullanmakla yükümlü olan sosyalistlerin bu eksikliği her geçen gün daha da belirginleşerek kendini dayatıyor. Bu en acil görevlerden biri olarak tüm sosyalistlerin önünde duruyor. İzlenecek yol bellidir: ideolojimizin,  sınıflar mücadelesinin deneyimlerini rehber ederek bugünün sorunlarına cevaplar üretip bunu işçi sınıfına taşımalı ve harekete geçirmeliyiz. Yapılması gereken ilk şeylerden biride sınıfın bilinç ve kimlik erozyonunun aşılması için mücadele etmek olmalıdır. 

İşçi sınıfının ‘hiçbir faturayı ödemiyorum’ diyerek kendine yönelik her türlü baskıya, saldırıya karşı birleşik mücadelesini yaratmalıyız. Bugün salgına, işsizliğe, yoksulluğa, geleceksizliğe karşı işçi sınıfının birlik olma günüdür. Artık çok net olarak biliyoruz ki Gücümüz Birliğimizdir!        

Bu zorlu görevi başarmanın, saldırıları püskürtmenin, özgürlükleri ve güzel günleri görmenin, işçi sınıfının iktidar mücadelesini büyütmenin yolu, başta işçi sınıfı hareketi ile organik bağlar kurmaktan, toplumsal mücadele dinamiklerini güçlendirmekten ve tüm bunları yaparken de ortak mücadele zemininde birleşerek sömürücü, sömürgeci kapitalist devletin karşısına birleşik bir güç olarak çıkmaktan geçmektedir.

Paylaşın