Gündem, Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Afganistan AKP’yi kurtarabilir mi? – Hasan Gezgin


Emperyalist ABD’nin Afganistan’dan çıkışı ile neredeyse ‘kurşun atmadan’ Afganistan’ı ele geçiren Taliban, birçok alanda Afganistan halklarını zor ve şiddet yoluyla yönetmeye çalışacaktır. Bu noktada ilan edilen İslam Emirliği tanımlaması ile AKP-MHP faşizmi, bir misyon ve görevi olduğu açıklamasını yaparak bu noktaya dikkat çekmektedir. Siyasal İslam öncülüğü misyonu ile Taliban’la bir kucaklaşma yaşayacağını kısa bir süre önce ilan eden faşist AKP-MHP ittifakı, ABD’nin bu yenilgisinin onarıcı rolünü oynamaya çalışıyor ve ayrıca arasındaki sorunları çözmek için de bir süreç olarak görüyor.


Afganistan meselesi, Amerika’nın politika değişiminin işaretidir. İradi değil zorunluluktur, aynı zamanda taktiksel bir yenilgi içermektedir. Çünkü Amerika gibi bir savaş makinesinin bir ülkeden çekilmesi demek ekonomik ve siyasal sonuçlarının da etkisi olduğunu göstermektedir. Emperyalistler açısından bir ülkeyi terk etmek bu anlamıyla kar-zarar mantığıyla bile süzgeçten geçirildiğinde görülüyor ki Amerika Joe Biden’la başlayan strateji değişiminin sancılarını yaşıyor. Bu stratejinin esasını daha atak ve hızlı siyaset yürütmeye çalışan Biden’ın NATO’yu ayağa kaldırmak ve Çin’i birinci dereceden düşman olarak görmektir. Bu işin anlamı; Çin’in yükselen gücünü durdurmak adına hızla hareket etmek.


7 Eylül 2013’te Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın, İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nı duyurmasıyla bir dönemin kapıları açılmış oldu. Çin, bu duyurunun içeriğinde yer alan hatlarla Avrupa ülkelerine ulaşmak istemektedir. Kazakistan’dan Rusya’ya ve oradan Türkiye, Gürcistan ve Avrupa ile bir hat oluşturmayı istemektedir. Bu sonuçlar Çin’i bu sebeple enerji, iletişim, ulaşım vb. diğer yatırımlarını artırmasını gerekli kılmaktadır. Sadece Avrupa’yla da sınırlı kalmayıp çevre ülkeler, Afrika, Ortadoğu ve Latin Amerika dahil her yere borçlarla, özellikle alt yapı hizmetleri sunarak kendisinin bütün bu coğrafyalarda kalıcılaşmak için başta ekonomik faaliyetlerini artırmak amaçlı bir çalışması olduğunu görüyoruz. 2014’de Amerika’nın Afganistan’dan çekileceğini açıklamasıyla da Çin’in Afganistan hükümeti ile ve Taliban’la bir düzey ilişki kurduğu da bilinmektedir. Son yıllarda Afganistan’la Çin’in arasında yükselişte olan bir ticaret hacmi de bulunmaktadır. Bu ise Çin’in bu ekonomik kuşağının bir an’ını ifade ederken aslında Bir Kuşak Bir Yol Projesi’nin bütünlüğü içerisinde bir parçadır.


Amerika, Afganistan’da yıllardır sürdürdüğü işgalin faturasını ‘sürdürebilir’ hale getirememiştir. Bu sebeple bu emperyalist işgalin bir kaçış olduğu ortadadır. Ancak bu kaçışın ‘giderken Çin’e de zarar vermek’ mantığı ile yapıldığının tespiti zor değildir. ABD’nin Afganistan’dan çıkışı Çin’in istikrarsızlaşması üzerine kuruludur. Öyle ya da böyle bir istikrarsızlık ve özellikle siyasal İslamcı bir örgütün yükselişinin Çin’in Müslüman bölgelerindeki insanları örgütleyeceği, bu sonuç ileride yaşanmasa bile Çin’in hem içte hem dışta bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya olacağı hesabı üzerinde durulmaktadır. Ve tabii ki sadece bu değil, genel olarak Çin’in güvenlik sorunlarıyla boğuşmasına sebep olmak hesabı ABD’nin birinci gündemidir. Ancak Çin, ABD’nin kurmak istediği bu türden taktiksel yaklaşımları ekarte edebilecek bir programa ve yükselişe sahiptir. ABD’ye göre daha emin adımlar atmakta ve yükselişini hızlandırmaktadır. Askeri anlamda her ne kadar yatırımlarını kuvvetlendiren bir Çin olsa da Çin’in genel politikası borçlandırma yoluyla krediler sunmak ve kendisi için önemli olan noktalara yatırımlar organize etmektir. Bu nedenle Çin’in yatırımlarını güvence altına alması için ABD’nin ve diğer işgalci güçlerin yaklaştığı gibi Afganistan sorununa yaklaşmaması Çin açısından normaldir.


Bu yönleriyle, ABD’nin Afganistan’dan geri çekilmesi bir mecburiyetti ve bu mecburiyeti uzun vadede istikrarsızlık odağı yaratarak Çin’i çevreleme politikasının bir adımı olmasını sağlamakla amaçlamaktadır. ABD, atak ve saldırgan siyaset izleyeceğini ilan eden Biden ile form değiştirmeye çalışıyor ama merkez kapitalizmin Avrupa ülkeleri artık onunla o kadar hızlı ve atak bir NATO oluşturamıyorlar. Yani ABD başı çekmek için hareketlendikçe hızlanan bir NATO yok, en azından bir çok konuda. Bu yüzden Afganistan meselesi Çin’in yükselişini durdurmak amaçlıdır.


Bu noktada AKP-MHP faşizmine de misyon düşmektedir.


AKP faşizminin Taliban’dan beklentisi


Taliban, ikinci kez yönetmeye başladığı Afganistan’da ilkine göre dünya medyasına ılımlı bir imaj çizmeye çalıştı. Ancak bölgeden gelen hiçbir görüntü bunu doğrulamadı. Ayrıca, Çin ve Rusya ile daha yakından ilişki kuracağını belirten bir Taliban var. Müslümanlar içerisinde de AKP faşizmi ile ilişkilerini kesmek istemiyorlar, Katar’dan da çeşitli destekler alıyorlar. Buradaki anahtar kelime siyasal İslamcılıktır. Bütün bunları buluşturan ve faşizmin liderliğe soyunmak istediği meselenin özü burada yatıyor.


Taliban, anti-emperyalist, demokrat vs. bir örgüt değildir. Cihadisttir, teröristtir, kadın düşmanıdır. O, AKP’nin Afganistan koludur. Burada AKP neyse onlar da orada aynıdır. Onları buluşturan da bu aynılıktır. Bu aynılığın üzerinde oynamak isteyen hem AKP hem de ABD ve Avrupa devletleri bir çeşit anlaşma üzerinde durmaktadırlar. ABD için Türkiye’nin rolü İslamcı profili ile hala Afganistan’da var olmak, Türkiye içinse Biden’a tavizler vererek görevler koparmak, Avrupa içinse göçmen geçişlerini durdurmak.


Bu noktada AKP-MHP faşizminin işgalcilik ve sömürgecilik arayışları bir taşeronluk üstlendirilme isteğidir, görevlendirilme arzusudur. Bu sebeple Türkiye’ye verilen/verilecek görev de emperyalizmin istediklerini yapacağı orandadır. Erdoğan defalarca Afganistan’a yatırım yaptıklarını ve diğer ülkeler gibi işgalci pozisyonda olmadıklarını belirterek orada bulunan sömürü faaliyetleri çeperinin altyapı, inşaat vs. gibi konularda olduğuna dikkat çekmektedir. Amerika’nın başta Çin ve Rusya’nın periferine bırakmak istemediği, Afganistan’ın bu denli Türkiye ile yakınlaştırılması, AKP-MHP faşizminin İslamcı karakteriyle onun kaynaşabileceği sebebiyledir. Bu sebeple, bu durum ABD için zor bir tercihti. ABD’nin en az zararla işin içinden çıkması için, Türk devletinin bir şekilde oraya kanalize edilmesi şartı da vardı. ABD buna oldukça güveniyor görünüyor. Afganistan her ne kadar ülke içinden çekilen ABD askerlerinin varlığını görmeyecek olsa da, zaten havalimanının askeri pozisyonunu üstlenen Türkiye’nin bu süreçte Afganistan için kabuk değiştirmesi emperyalistler açısından en aciliyetli görevdir.


Bir diğer husus da ülke içi gelişmeleri açısından, faşizmin kendisini restore etme çabası içerisinde debelendiği bir anda Afganistan’ın hem göçmen politikaları neticesinde bir şoven dalga yaratması hem de cihatçı çetelerinin moral bulmasıdır. Bu işgal ve saldırılar, AKP faşizminin gittikçe azalan kitle kaybını belirli düzeyde onaracak bir formül olarak görülse de iktidarını korumak için ABD’ye yaslanmak isteyen AKP’nin çöküş döneminde olduğu gerçeğini değiştirmez. Hiçbir taktiksel hamlesi AKP faşizmini çöküşten kurtaramayacaktır. ‘İmparatorluklar mezarlığı’ olan Afganistan, Türkiye faşizmini içine girdiği ölçüde girdaba çekecektir. Oradan apar topar kaçan ABD, bir politikanın maliyetini kendi sermayesi açısından fazlasıyla ödedi. Bu sonuçları bilen AKP faşizmi şimdi bütün risklerine rağmen bu işe girişmek istiyor ve kendi iktidarını mı kurtaracak yoksa ABD emperyalizminin düşen ivmesini kurtarması için kaldıraç rolü mü görecek tartışması arasında yine bir dengede durmak isteyecektir. Bu koşullarda bir denge yoktur. Kendi ordusunu en iyi ihraç ürünü olarak sunan faşizm, üzerine atılan bombaların değeri milli gelirinden kat be kat fazla olan Afganistan’da boğulacaktır. Bu sebeple, olmayan dengede yürümeye çalışan Türkiye gibi ülkeler çeteleriyle birlikte yenileceklerdir.


AKP faşizminin Taliban’dan dolaylı olarak bir beklentisi vardır. Onun beklentisi kendi çetelerine moral üretmesi, işgal siyasetini devam ettirmesine müsaade göstermesi, ABD’den iktidarını ayakta tutması için onay alması, emperyalizmin ihtiyaçlarını karşılaması ve sermaye düzeninin sorunsuz devam etmesidir.


Devrimci mücadele açısından da yine önemli dinamikler gelişmektedir. Faşizmin çeteleri her alanda yenilgiye uğratıldığında, ülke içerisinde şovenizmin saldırıları devrimci müdahalelerle karşılaştığında, faşizm bütünüyle bir güvenlik sorunuyla karşılaştığında ve son olarak da devrimci militan kitleler meydanları faşizme karşı doldurduğunda faşizmin bütün politika ve güvenlik konsepti çökecektir. AKP faşizmi, mecbur olarak daha fazla kendi içine dönmek zorunda kalacak ve bu yenilgiler yığını faşizmin çöküşünü hızlandıracaktır. Bugünün ihtiyacı, faşizmi bu sorunlarla karşı karşıya bırakacak olan birleşik mücadele gücünün örgütlü ve sistematik devrimci eylem ve pratikleridir.

Paylaşın