Gündem, Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Mücadelenin birleşik hali – Hasan Gezgin


Dünya üzerinde birçok devrim ve mücadele deneyimi yaşandı, yaşanmaya devam edecek. Bugün, coğrafyamızda ve ülkemizde faşizme karşı mücadelenin daha da netleştirilmeye çalışılarak sürdürülmesi dünya devrimleri deneyimine önemli düzeyde katkılar sunmaktadır. Bu noktada mücadelenin ‘bileşik’ değil de ‘birleşik’ olmasının en büyük stratejik avantaj olmasını bilerek bugünün yapıcılarına görevler yüklemek şarttır.


Devrimci öncü, hayata geçirilmeye çalışılan stratejinin temel noktasını kuracak olandır. Görevleri, sorumlulukları, taktik yönetimleri vs. itibariyle ezilenlere ve emekçilere karşı yürütülen savaşın sonucu olarak kitlelerde oluşan ve ‘koptu kopacak’ denilen krizlerini iktidara devrimci tarzda yöneltmesi sebebiyle ayrılır. Bu veriler ışığında zaten ‘aleni’ yaşanan her şeyin teşhir edilmesi ihtiyacı anlık siyasete içkindir, genel bir hattın buna artık ihtiyacı kalmamıştır. Faşizme karşı savaşın onu teşhir etmek için esastan bir ihtiyacı yoktur. Bu teşhirleri daha devrimci tarzda yürütecek askeri-politik pratiklere ihtiyaç vardır. Faşizmi bu kadar yoğun iç krizleri içerisinde bile ayakta tutan önemli sebeplerden biri onu devirecek olanın gücünün henüz yetersiz oluşudur. Bu önermenin kendi alanında doğruluğunu kabul ediyorsak teşhir gücünün ihtilalci ve militan kitle mücadelesine yönelik olarak pratikler gerçekleştirmesi şartını da eklemeliyiz.


Faşizm rejiminin uluslararası sermaye ve Amerikan emperyalizmi ile yaşamış olduğu sorunların Türkiye’de bir dizi krizler yarattığını ve bundan dolayı da AKP-MHP’nin hem ekonomik hem de yönetsel bir sorunlar dizisiyle karşı karşıya olması devrimci mücadele açısından avantajlıdır. Bu, AKP-MHP faşizminin kendisini mevzilendirdiği noktanın da farklılaşmasına neden olmaktadır. Öncelikle bir restore etme arzusunu görüyoruz ama beraberinde de o kadar klikleşmiş/klikleşmeye çok müsait bir devlet aygıtı var ki bunu yapmanın zorluğu da gözler önündedir. Faşizmin SADAT, işgal, talan, ordu gibi bazı kurum ve kavramlarıyla kendi sömürü düzenini garantileme çabası yeniden restore olamayan iktidarın bunlara sarılmasına sebebiyet vermektedir. Egemen sınıfların mevzilenmesini görememek daha ileride yaşanacak olan krizlere ve kendi içlerinde ki ayrışmalara daha geç cevap üretmeye neden olacaktır.


Uluslararası finans kapitalin Türkiye’de iktidarın yeniden düzene girmesi için uygulamaya çalıştığı her türden ‘köşeye sıkıştırmaya’ dair olarak da iktidarın bazı izinler koparmaya çalışarak işgal siyasetini özelinde Kürtler üzerinden yürütmesi devlet için hala en önemli kozdur. Rojava topraklarına devletin her saldırısında faşist AKP-MHP rejiminin ne türden bir dönüşüm yaşadığını görmek çok açıktır. Afrin’i işgal süreci de, Minbic’e saldırılar da devletin o günden bugüne ihtiyacını karşılayacak düzeyde olan saldırılardı. O saldırıların arifesinde ve devamında faşist rejim sürekli olarak kabuk değiştirdi, kitle desteğini artırdı ve içeride sömürüyü daha da artırdı. Toplumsal rıza üretimi sistem partilerinin katılmasıyla da daha büyük boyutlara ulaştı. Bunların neticesinde Rojava’da devrimi boğmak ve Türkiye devriminin birleşik devrim bayrağını en önde taşıyanların kanlarının beraber karıştığı toprakları ezmek isteyen devlet bu işgal siyasetini yeniden hazırlama çabası içerisindedir. Yaptıkları ‘uluslararası’ ‘hukuk’ ve anlaşmalar neticesinde bile bir açık arayan ya da politik manevralarla egemenlerden tavizler koparan faşist iktidar Rojava’ya bir süredir yoğun saldırılar düzenlemesinin bir boyutu bununla alakalıdır. Kendi çeteleri özelinde bir savaş yürüten devletin Rojava’nın önemli nokta ve komutanlarına yönelik olarak sürdürdüğü imha siyaseti ilerleyen dönemlerde Rojava’yı daha etkin bir noktadan bölmek üzere vücut bulabilecektir.


Birçok alanda Kürt halkının savaşçılar ile birleşik mücadele savaşçılarına yönelik saldırıları ve tasfiyeyi örgütlemeye çalışan AKP/MHP faşizmi hem uluslararası ölçekte hem de daha lokal düzeyde bunu daha da sistematik hale getirerek sonuçlandırmaya çalışmaktadır. O sebeple, Rojava gibi bir deneyimin Kürt halkı ve devrimci, anti-faşist güçler açısından ezilen sınıflar mevzilenmesinde ki rolünü ve önemini kontrolleştirmek isteyen iktidar yeni bir saldırılar dizisi yaratmaktadır. Bunun sonucunun işgalci güç olarak askeri bir saldırı örgütlemesinin kaçınılmazlığını görmek ve Türkiye egemenlerinin bunu istemekteki arzusunu kendi kurtuluş çabası olarak örgütleme gibi bir kaçınılmazlığı söz konusudur. Rojava’yı askeri olarak yenme ve onu kuşatma çabası faşizmin temel iddialarından biri hale gelmiştir. Bu, birleşik devrim güçlerinin her alanda tasfiyesi ile eş değer haldedir. Kürtlerin, Ezidilerin, Arapların, Türklerin ve bütün emekçiler ile ezilenlerin birbirleriyle kurdukları devrimci bağın devrimci öncüleriyle ve savaşçılarıyla olan ilgisini, faşist Türk devleti Bakur’dan Afrin’e, oradan İstanbul’a ve Ankara’ya kadar her alanda kesmek istemektedir.


Türkiye egemenleri işgalleri politik, ekonomik ve askeri bir zemine oturmaktadırlar. Politik argümanların hazırlanışı, çetelerini morallendirmeleri gibi konuların bir işgal siyasetiyle birleştirilmesi egemenlerin ekonomik çarklarını öyle ya da böyle döndürmesini sağlamaktadır. Bu sebeple uluslararası sermayeye odaklı bir rejim, şu kriz günlerinde hiçbir hareketi tavizsiz ya da onaysız yapamamaktadır. Politik manevra kabiliyetini ve kitle desteğini de günden güne yitiren faşist iktidarın, emekçilerin eskisi gibi yönetilmek istememe, işsizlik, adalet vs. gibi istekleri karşısında hiçbir toplumsal rıza gücü kalmamıştır. Birleşik devrim güçlerinin bu toplumsal isteklerin düşman saflarında telaş ve panik yaratmak olarak kullanılmasını devrimci eylemleriyle örgütlemesi gerekmektedir. Çünkü kendi egemen klikleri içerisinde her ne kadar belirli manevralar yapabilse de ezilenler ve emekçiler cephesinden böylesi bir hareketin örgütlenmesi daha büyük krizler doğuracaktır.
Faşist iktidarın yürüttüğü savaşın ülke içerisinde ‘savaş olarak hissettirilmemesi’ askeri-politik başarı olarak lanse edilmektedir. Rojava’da saldırılan bölgeler, Medya Savunma Alanları’nın bombalanması, Bakur Kürdistan’da işkenceler vs. birçok nokta ve konu birleşik devrimin tasfiyesine odaklanmış olan devletin hareketleridir. Ancak bu noktada ısrarcı olunması gereken ise kesintisiz devrimci taarruzdur. Onu yaratıcılıkla harmanlamak, işçilerle, ezilenlerle buluşturmak esas olmalıdır. İşgalci bir devletin yaptığı işgalin temsil ettiği ulusun onurunu da zedelediğini söylemek, örgütlemek ve buna dair pratikler sergilemek gerekmektedir. Fiili meşru alanda bunun karşılığı mevcuttur. Faşist iktidarın işgalciliğinin halklara bir refah değil tam tersine her defasında daha fazla yıkım ve ‘toplumsal facia’ getirdiğini pratiklerle göstermek düşman saflarında telaşı harmanlayacaktır.


Sonuç olarak; Faşist AKP-MHP rejimi işgalci olduğu alanlarda sürekli olarak yenilmektedir. Ülke içerisinde de günden güne kitle desteğini kaybetmektedir. Özellikle yoğun işçi bölgelerinde ve metropollerde, kadınlarda, gençlikte, diğer bütün toplumsal mücadele dinamiklerinde faşizme karşı mücadelenin bir arayışı mevcuttur. Kopuş’un olduğu her an aslında devrimci temelde kırmanın ve kırılmanın, yapmanın ve yaratmanın ileriye dönük olarak sıçramasıdır. Faşizme ve işgalciliğe karşı mücadelenin içeride ve dışarıda işgalcilikle hesaplaşması, emekçilerin fabrikalarda-işyerlerinde eyleme geçmesi, sokağın militanlıkla dolup taşması, devrimci eylemlerin düşman saflarında telaş- devrimcilerde ise heyecan yaratması geride bırakılmak istenen eski anlayışların artık daha hızlı parçalanması ile mümkündür. Yazının ilk paragraflarına kasten olarak da; bunlar, sınıfın ve ezilenlerin birer parçası olan devrimci öncülerin görevidir. Kürt halkının işgalcilik karşısında kazanımlarına karşı daha yoğun bir savaş açan egemenlere, işçileri her gün öldüren sermayeye karşı birleşik mücadeleyi daha da ileriye taşıyacak olan devrimci öncülerdir.


AKP-MHP faşizminin işgalciliğinin ve onun sonucu olarak da Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri için olan sonuçlarını devrimci temelde özellikle Türkiye metropollerinde hissettirmek için birleşik güçlerin parolası işgalciliğe karşı hayatı durdurmak için ‘işgal’, saldırılara karşı birleşik devrimci taarruz olabilecek boyuttadır.

Paylaşın