Umut Keçer, Umut Yazıları

12 Eylül ile hesaplaşma ve birleşik devrim – Umut Keçer

12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye toplumsal yaşamının önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmelidir. 24 Ocak kararlarını hayata geçirebilmek için gerçekleşen askeri darbe aynı zamanda karşı devrimci terörün hız kesmeden pratikleşmesi arayışıydı. Türkiye işçi sınıfı ve toplumsal muhalefetin örgütlü durumu açısından askeri darbe toplumsal muhalefette önemli bir kesinti yaratmıştır.

Darbe sonrası onlarca devrimci asılırken binlercesi işkence görmüş, on binlercesi tutuklanmış, yüz binlercesi gözaltına alınmıştır. On binlerce insan ülkesinden ayrılıp Avrupa’da sürgünde yaşamak zorunda kalmıştır. Bugün 12 Eylül Askeri darbesini yaratan sömürü düzeni ve onun mirasçıları tarafında benzer pratiklerle devam ettirilmektedir.

Askeri darbe Türkiye ve Kuzey Kürdistan toplumunu teslim alma pratiğiyle ön plana çıktı. Devrimci örgütlenmeleri içinde gelişip ortaya çıktığı toplumsal ilişkilerden kopararak tasfiye etmeyi hedefledi. Darbe belirli alanlarda hedefine ulaştı. Türkiye sermaye sınıfı kendi istediği neo-liberal dönüşüm sürecini hayata geçirdi.

İşçi sınıfının ve emekçilerin tarihsel kazanımları yağmalandı. Onların çıkarlarını savunan devrimciler birçok baskıyla sindirilmeye çalışıldı. 12 Eylül darbesinin gelişini gören Türkiye devrimci hareketi göz göre göre geliyorum diyen darbeyi engelleyemedi. Bu yönüyle darbeciler faşist terörden ve onun karşısında anti-faşist güçlerin direnişi sürecinin yarattığı çatışma atmosferi sonrasında kendilerini kurtarıcı olarak göstermeye çalıştılar.

Aslında herşey sermaye kesiminin temsilcilerinin söyleminde açık bir şekilde ifade edilmişti. 12 Eylül askeri darbesi toplumsal muhalefeti sindirme ve neo-liberal dönüşümü hayata geçirme operasyonuydu. Türkiye devrimci hareketine dönük olarak da büyük bir tasfiye ve teslim alma siyaseti hayata geçirildi.

Askeri darbe Türkiye devrimci hareketini sindirme ve teslim alma hareketiydi. Kendi çerçevesinde sermaye sınıfının çıkarları açısından kısmi başarılar elde etti. Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerin bütün tarihsel kazanımları yağmalanırken özellikle sınıfın örgütlülüğü büyük bir darbe aldı.

Devrimci örgütlenmelere dönük önemli bir yenilgi atmosferi yaratıldı. Özellikle Türkiye devrimci hareketi açısından 12 Eylül bir yenilgidir. Yenilgi koşulları aslında 1990’lı yıllarda Sovyetlerin yıkılması sonrasında oluşan politik atmosferin ön hazırlığı niteliğindeydi. Sovyetlerin yıkılışı dünya planında sol ve devrimci harekete önemli bir yenilgi atmosferi yaratırken 12 Eylül darbesi de Türkiye devrimci hareketinin kendi öznelliğindeki yenilgi atmosferidir.

Meselenin bütünlüklü bir değerlendirmesi 12 Eylül rejimiyle hesaplaşmanın aynı zamanda onu yaratan sömürü düzeniyle hesaplaşmak anlamına geldiğini görmek gerekiyor. Bugün AKP-MHP faşist rejimi 12 Eylül’cüleri aratmayacak icraatlara imza atıyor. Sömürü düzeni geride kalan 41 yılda bütün acımasızlığıyla sömürü çarkını döndürmeye devam ediyor.

Türkiye işçi sınıfı bugünde en acımasız şekilde sömürülmektedir. İşsizlik her geçen gün artarken hayat pahallılığı artık orta sınıfın eridiği ve her geçen gün yoksulluğun arttığı bir ülke gerçekliğine tekabül etmektedir.

Kürdistan’da faşist uygulamalar her geçen gün yeni pratiklerle kendini göstermektedir. İşgal ve savaş politikaları Kürt halkını yaşamın her alanında hedef almaktadır.

Kadınlar için katliam ve sömürü düzeni her geçen gün yaşamlarını hedef almaktadır. İstanbul sözleşmesinden çıkma süreci ile birlikte iktidar eliyle muhafazakar erkek egemen sistem kadınlara dayatılmaktadır.

Gençler için işsizlik ve geleceksizlikten öte bir ufuk görülmemektedir. Neo-liberal politikalar bu yönüyle belki de en yoğun şekilde gençliğin geleceğini çalmaktadır.

Bütün bu gelişmelerin aslında ispat ettiği gerçek 12 Eylül politikalarının ve zihniyetinin faşist iktidar tarafından devam ettirildiğidir. Faşist iktidar neo-liberal politikaların yürütücüsü olarak 12 Eylül’de ne yapılmak isteniyorsa bugün onun uygulayıcısı ve zihniyet olarak sürdürücüsüdür.

12 Eylül darbesinin Türkiye devrimci hareketi üzerinde yarattığı yenilgi psikolojisi etkileri artık silinmeye başlamıştır. Yenilgi döneminin politika yapış tarzı olan örgütsüzlük ve iddiasızlık atmosferi dağılmış durumdadır.

Bugün birleşik devim mücadelesinin gelişmesi ve içinde bulunduğu devrimci seferberlik hamlesi bu yönüyle 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaşma ve onun sürdürücülerini yenilgiye uğratma konusunda önemli bir olanaktır. Birleşik devrim mücadelesinin güçlenmesi ve gelişmesi devrimci güçlerin inisiyatif alması anlamına gelecektir. Bu yönüyle devrimci seferberlik hamlesi aynı zamanda faşist rejimle ve 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaşma hamlesidir. Onun Türkiye ve Kürdistan topraklarında ürettiği savaş politikalarıyla hesaplaşma hamlesidir.

En genel anlamıyla darbeciler ve darbe zihniyetiyle hesaplaşmak bugün birleşik devrim mücadelesinden bağımsız düşünülemez. Darbenin yarattığı sömürü düzeni ve onun temel işleyişi alt üst edecek güç esasen birleşik devrimin yaratacağı sinerji ve etki gücüdür.

Bu konuda özellikle Türkiye metropollerinde ortaya çıkan mücadele potansiyeli Türkiye ve Kürdistan devrimcilerinin birleşik devrim mücadelesinin etki gücünün bugün yürütücülerin potansiyel gücünden çok daha büyük bir etki alanına sahip olduğunu göstermektedir.

AKP-MHP faşist rejiminin 12 Eylül darbecilerini aratmayacak yöntemlerle birleşik devrim güçlerine saldırması boşuna değildir. 12 Eylül darbesinin sebebi olan neo-liberal sömürü düzeni dünya ve ülke planında büyük bir krizle karşı karşıyadır. Neo-liberalizmin hegomanyası alt üst olmuş durumdadır.

Bu temelde örgütlü mücadele ve birleşik mücadelenin büyütülmesi hiçbir dönemde olmadığı kadar gelişmiş olanaklara sahip durumdadır. Faşist iktidar ciddi bir ekonomik krizle sarsılmaktadır. Birbiriden bağımsız gelişen direniş dinamikleri faşizmin bütün baskılarına rağmen varlığını sürdürmektedir.

Bugün örgütlülük ve örgütlü mücadele hiçbir dönemde olmadığı kadar toplumsal muhalefetin ihtiyacıdır. 12 Eylül’le hesaplaşmanın ön koşulu örgütlenmek ve örgütlü mücadeleyi güçlendirmektir. Bu temelde hem özel olarak devrimci siyasetin kendi örgütsel tahkimatını hemde genel olarak birleşik devrim güçlerinin örgütlsel tahkimatını güçlendirmesi gereken bir tarihsel döneme giriyoruz.

Türkiye’de, Dünya’da ve Ortadoğu’da işçi sınıfı ve ezilenlerin inisiyatif alacağı bir döneme giriyoruz. Bu temelde sermaye sınıfının ve sömürücü sınıfların düzenini al aşağı edip 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşacağımız günler yakındır. Bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle gün bulunduğumuz bütün alanlarda birleşik devrim bayrağını yükseltme günüdür.

Paylaşın