Umut Keçer, Umut Yazıları

Halen koynumuzda Adalı’nın resmi, dilimizde türküsü – Umut Keçer

Necdet Adalı 12 Eylül Askeri cuntasının idam ettiği ilk devrimci olarak 8 Ekim 1980’de ölümsüzleşti. Necdet’in eskimeyen fotoğrafı hep zulamızda, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya idealleri uğruna ödenen bedel olarak hafızamıza kazındı.

Genç bir devrimci uğruna mücadele ettiği idealler için dar ağacında hiç de geri durmadan kararlı bir şekilde son görevini en doğru şekilde yerine getirdi. Necdet ve diğer devrimcileri idam eden cuntanın hedefi idamlar ile devrimci hareketi teslim almaktı.

Askeri darbe uluslararası sermayenin ve Türkiye egemen sınıflarının ortak eylemi olarak gerçekleşmişti. Türkiye ve Kürdistan topraklarında gelişen devrimci hareket darbecilerin en büyük korkusuydu. Bu temelde neo-liberal sömürü politikalarını hayata geçirebilmek için darbe yaptılar. Toplumsal muhalefeti yeni sömürü politikalarına direnemeyecek hale getirmekti hedefleri.

Necdet Adalı’nın idamı ile başlayan süreç Türkiye devrimci hareketine dönük olarak gerçekleşen tasfiye saldırısının da ilk işaret fişeği oldu. 12 Mart’dan 12 Eylül sürecine giden mücadele içerisinde faşizme ve sömürü düzenine karşı direnen devrimcilerin varlığı oligarşik iktidarın hedef tahtasına koyduğu en önemli düşmandı.

Necdet’in idamı ile başlayan süreç Türkiye devrimci hareketi özelinde ağır bir tasfiye süreciydi. Özellikle Necdet’in mensubu olduğu Kurtuluş hareketi de bu tasfiye sürecinin saldırılarını en şiddetli şekilde hissetti. Örgütlü mücadelenin reddedildiği ve askeri cunta zindanlarında devrimcilere her türlü işkencenin yapıldığı bir süreç egemenler tarafından devrimcilere dayatıldı. Necdet Adalı şahsında Kurtuluş hareketine de büyük bir darbe vurulmak istendi. Gerçekleşen idam hareketi teslim alma ve onun iradesini kırma konusunda önemli bir mesaj içermekteydi. Darbeciler Türkiye ve Kürdistan devrimcilerini işkencelerle teslim almak istiyorlardı.

Necdet ve direnen bütün devrimcilerin onurlu duruşu darbecilere karşı diz çökmemenin ölüme bile en kararlı şekilde yürümenin sembolü olmuştur. Bugün geride kalan 41 yıla dönüp baktığımızda Necdet Adalı’nın uğruna ölüme gittiği idealler yaşamaya devam etmektedir. 12 Eylül yenilgisi havası ve sonrasında Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci devrimci saflarda önemli erozyonlar yaratmıştır. Dün devrimcilik iddiasında olup zoru ve bedel ödemeyi göze alamayıp bu mücadeleden dönenler olmuştur. Aynı zamanda Necdet’in geleneğinden gelip o günden bugüne Necdet’in katili olan sistemden ve onun yürütücüsü olanlardan hesap sorma bilincini büyüten ve bugüne taşıyan devrimcilerde yaşamaya devam etmektedirler.

Kurtuluş geleneği içerisinden çıkıp 1990’lı yıllardan itibaren gelişen tasfiyecilik dalgasına karşı örgütlü mücadele ve devrimcilik çizgisinde ısrar eden bir kuşak yetişmiş Necdet Adalı’nın devrimci hatırasına sahip çıkmıştır. Bu yönüyle bu gençlik kuşağı devrimci siyaseti yaratarak Necdet Adalı’nın uğruna ölümlere gittiği ideallerini bugüne taşımışlardır. 2000’li yıllarda tasfiyecilik ve yasalcılık eğilimleri karşısında yüzlerce insanını faşizme ve sömürü düzenine karşı mücadelede kaybetmiş bir hareketin birilerinin bitmeyen siyasal ömürlerinin garantisi olarak mazideki bir kahramanlık hikayesi olmasına izin verilmemiştir.

Devrimci siyaset bulunduğu bütün mücadele zeminlerinde her direnişte ve her militan eylemlilikte Necdet Adalı’nın hatırasına sahip çıkarak onun idam sehpasındaki son sözlerinin takipçisi olmuştur. Kasım atılımı ve sonrasında gerçekleşen partileşme süreci aslında devrimci siyaset açısından 12 Eylül yenilgisi ve 1990’lı yılların tasfiyeci dalgasıyla köklü bir hesaplaşmadır. Kobani direnişi ile başlayan süreç Kürdistan dağlarına ve Türkiye metropollerine uzanan mücadelede büyük bedeller ödenmiş ve önemli değerler yaratılmıştır. Necdet Adalı’nın siyah beyaz onur fotoğrafının yanına yeni renkli onur fotoğrafları eklenmiştir. Devrimcilik iddiası daha ileriye taşınmış ve partileşme iradesi yaratılmıştır.

12 Eylül cuntasının ve 1990’lı yılların tasfiyecilik rüzgarının yarattığı düşük düzey devrimcilik anlayışından köklü bir kopuş yaratılmıştır. Necdet Adalı’nın yoldaşları dağlarda, devrim topraklarında, zindanlarda ve Türkiye metropollerinde mücadele etmeye devam etmektedir. Onun mücadele mirasına en güçlü şekilde sahip çıkmak Adalı’nın türküsünü dilimizden düşürmeden onu katleden sömürü düzeninden ve onun yürütücülerinden hesap sormaktır.

Bugün her zaman olduğundan daha güçlü bir şekilde örgütlü olma ve örgütlü mücadele etme zamanıdır. Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında yaşanan gelişmeler sömürü düzenine karşı öfkenin ve mücadelenin büyüdüğü bir tarihselliğe işaret etmektedir. Faşizmden ancak mücadele edilirse ve örgütlü olunursa hesap sorulabilinir.

İşçi sınıfı saflarında, liselerde, üniversitelerde, yoksul mahallerde ve kadın saflarında Adalı’nın düşünü ve devrimci ideallerini büyütmek tarihsel sorumluluğumuzdur. Bugün sınıf mücadelesinin güncel ihtiyaçları temelinde meseleyi ele almalı ve bu temelde somut durumun somut analizini yaparak devrimci görevleri önümüze koymalıyız.

Faşist iktidar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halklarına dönük sömürü politikalarına ağırlık vermektedir. Fabrikalarda direnen işçiler, kayyum rektöre karşı direnişi büyüten Boğaziçi öğrencileri, emeğine sahip çıkan atık kâğıt işçileri, özgürlük için her bedeli ödeyen Kürtler, kadın cinayetlerine karşı direnen kadınlar ve emeğine sahip çıkan tütün işçileri faşizme ve sömürü düzenine karşı diz çökmeme ısrarıdır. Bu ısrarı birleşik devrim mücadelesinde birleştirmek ve faşizme karşı zafere taşımak tarihsel sorumluluğumuzdur. Necdet Adalı’nın değerli hatırasına en güçlü şekilde sahip çıkmak bugün onun uğruna ölümsüzlüğe yürüdüğü devrim ve sosyalizm ideallerine sahip çıkmaktır.

Bu temelde Türkiye ve Kürdistan topraklarında birleşik devrim mücadelesini büyütmek ve en kararlı şekilde örgütlülüğümüzü güçlendirmek tarihsel sorumluluğumuzdur.

Sen rahat uyu Altındağ’ın altın saçlı çocuğu senin düşlerini gerçekleştireceğiz.

Paylaşın