Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Katliam üzerine kariyer inşası: ABD’den İsrail’e ve Türkiye’ye – Cenk Ağcabay

Geçtiğimiz günlerde İsrail parlamentosunda konuşan Siyonist milletvekili Bezalel Smotrich, parlamentoda yer alan Filistinli Arap milletvekillerine “Ben Gurion işi bitirmediği, 1948’de sizi dışarı atmadığı için buradasınız.” diye bağırdı. Ben Gurion İsrail’in kurucu devlet başkanı. 14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin kuruluşunu ilan eden David Ben Gurion’un Filistin halkına karşı geliştirdiği katliam ve zorla göç ettirme politikalarını yetersiz buluyordu Smotrich; iş bitmemişti.

9 Nisan 1948 günü, İsrail devletinin kuruluşunun ilanından bir ay önce İrgun adlı Siyonist katliam çetesinin bir birimine komuta eden Ben-Zion Cohen Kudüs’e 5 kilometre uzaklıktaki bir Filistin köyü olan Deir Yassin’e girdi ve kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 100 kişiyi katletti. Siyonist çetelerin gerçekleştirdiği katliamların amacı Filistin halkını yıldırıp topraklarından göç ettirmekti.

Cohen yıllar sonra Deir Yassin katliamı hakkında bir belgesel film için konuştuğunda, askerlerine evlerin kapılarını açtıktan hemen sonra otomatik tüfeklerle ateş etmeleri ve evleri bombalamaları emri verdiğini söylemişti. Katliamı nasıl gerçekleştirdikleri ayrıntılarıyla anlattıktan sonra, “Hayfa’dan kaçtılar, Yafa’dan kaçtılar, her yerden kaçtılar. Bunların hepsi Deir Yassin nedeniyle oldu. Dair Yessin korkusundan oldu. Eğer üç dört başka Deir Yassin olsaydı İsrail toprağında tek bir Arap bile kalmazdı. Ürdün’deki, Lübnan’daki, Suriye’deki göçmenler kimin yüzünden biliyor musunuz? Sadece bir Yahudi adam yüzünden, Deir Yassin komutanı olan benim yüzümden.”

Cohen İsrail’in kuruluşundan sonra çeşitli devlet görevlerinde bulundu ve MOSSAD için çalışmaya başladı. İsrail’in kimya sanayisinin kuruluşunda görev aldı. Cohen geçtiğimiz cumartesi günü 94 yaşında vefat etti. Deir Yassin katliamındaki rolünden hiçbir zaman pişmanlık duymadığı ve katliamdaki rolünü hep gururla anlattığı, ölümünden sonra İsrail basınında yer alan yazılarda sıklıkla vurgulanıyordu. Smotrich bu faşist katliamcıyla aynı fikirdeydi; iş bitirilse, üç dört Deir Yassin daha olsa İsrail toprağında Filistinli Arap kalmayacaktı. Cohen birçok benzeri gibi, 2. Emperyalist savaşta İngiliz Ordusu saflarında savaşmıştı. Savaş sonrasında İsrail devletinin kuruluşu için savaşan Siyonist çetelerden birine dahil olmuştu.

94 yaşında ölümüne dek savunmasız insanları katletmeyi bir gurur nişanesi olarak savunması ve işlediği suçların İsrail’de ona saygınlık, kariyer ve zenginlik getirmesi İsrail gerçeğine güçlü bir ışık tutuyor. İsrail’in ilk kuşak yönetici kadrolarının ezici çoğunluğu, daha sonra sahip olacakları saygınlık ve kariyeri kitle katliamları ile kazanmışlardı.

Colin Powell Amerika’nın kuşaklar boyu ezilmiş ve sömürülmüş siyah derililerinden bir ailedendi. Geçtiğimiz hafta 84 yaşında öldüğünde, Amerikan basınında ardından “Unutulmaz ilkeli bir devlet adamı öldü”, “En büyük Amerikalılardan biri öldü” şeklinde manşetler atıldı. Onun Trump hakkında sarf ettiği, “iğrenç bir adam” sözüne bol bol atıf yapılarak, demokratlığından söz edildi.

Colin Powell

Amerika’da yüzyıllardır sömürü ve baskının en ağırına maruz kalan grubun bir üyesi olarak doğan Powell, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin ilk siyah derili en üst düzey komutanı ve Amerika’nın ilk siyah derili Dışişleri Bakanı olmuş, kendisinin ürettiği “Amerikan yolu” kavramının aynı zamanda en çarpıcı göstergesi olarak kabul edilmişti. “Amerikan yolu” bir siyahın en üst düzey mevkilere gelmesine açıktı ve işte o bunu kendi kariyerinde apaçık göstermişti.

Powell ABD Dışişleri Bakanı olduğunda Lawrence Wilkerson onun özel kalem müdürü olarak görev yapmıştı. 5 Şubat 2018’de New York Times gazetesine yazdığı bir yazıda, ABD’nin İran’a karşı bir savaş için propaganda kampanyaları düzenlediğini belirtiyor, böylesi bir adımın çok yıkıcı sonuçları olacağı konusunda uyarılarda bulunuyor ve şunları ifade ediyordu:

“15 yıl önce bu hafta ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Birleşmiş Milletler’de Irak’a karşı yapılacak ‘önleyici bir savaş’ı satmak için kürsüye çıktı. Ben de onun Özel Kalem Müdürü olarak onun ‘savaşın tek seçenek’ olduğu yolunda sunduğu fotoğrafı netleştirmesine yardım ettim.”

Wilkerson, o soğuk günün sonunda bütünüyle uydurma gerekçelere dayanan bu savaşı “uluslararası toplum”a satamadıklarını, çabalarının sıfır sonuç yarattığını düşünmüş, ama diyor “Birkaç gün sonra kamuoyu yoklamalarından gördük ki, o -Powell- Amerikalıları savaşa ikna etmişti.” Wilkerson “savaşı satmak” için Powell’ın Amerikan hükümeti tarafından seçilmesinin bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyordu çünkü onun ılımlı, yumuşak ve vatansever profili kitleler açısından çok daha fazla güven vericiydi.

Acılı siyah Amerikalıların evladı Powell, kariyerindeki ilk sıçramayı Amerikan emperyalizmine karşı geliştirdikleri halk savaşıyla dünya çapında etki yaratan Vietnam halkı sayesinde elde etmişti. 16 Mart 1968’de 300 sivil Vietnamlının ABD askerleri tarafından katledildiği My Lai katliamı hakkındaki soruşturmayı yürüten Powell, raporunda “savaşlarda bu tarz istenmeyen talihsiz olayların gerçekleşebildiğini” ifade etmiş, “Amerikan askerleriyle Vietnam halkı arasındaki ilişkilerin mükemmel olduğunu” belirtmişti. Katliamı düzenleyen Amerikalı askerler Powell’ın raporuyla aklandılar.

Powell Vietnam halkına karşı işlenen suçları aklayarak kariyerini ilerletti ve ABD Ordusu Genel Kurmay Başkanlığından, ABD Dışişleri Bakanlığı’na ilerledi. Amerika’nın siyah derili ilk dışişleri bakanı olmanın bedeli yüzbinlerce Iraklı ve Afganistanlının ölümüne yol açacak emperyalist saldırıların zeminini oluşturacak yalanları ve sahte belgeleri Birleşmiş Milletler kürsüsünden seslendirmek olmuştu. Tam olarak böyle olmuştu; siyah derili bir Amerikalının en yüksek noktalara tırmanması Vietnam halkının, Irak halkının, Afganistan halkının oluk oluk akan kanı üzerinden gerçekleşmişti.

Siyasi kariyerini Cumhuriyetçi Partide ilerleten Powell’ın ölümünün ardından Demokrat Partili Barack Obama, Hillary Clinton, Joe Biden bu büyük kayıptan duydukları derin üzüntülerini bildiriyordu; ne de olsa faşizme karşı durmuş, Trump’ın azledilmesi çağrısını yapmıştı. Amerikan siyaset ve medya dünyası böylesine hünerlidir; yüzbinlerce insanın katlinin birinci derecede sorumlusundan bir faşizm karşıtı demokrat çıkartabilir.

Katliam üzerinden kariyer yapma bir kapitalizm klasiğidir. İsrail’den ABD’ye son bir haftadaki örnekleri bunlardır ancak mesela ülkemizde birer demokrasi “abidesine” dönüşme yolunda ilerlemekte olan Meral Akşener, Ahmet Davutoğlu farklı mıdır? Onlar da ülkemizin yakın tarihinde katliam üzerine kariyer inşasının parlak örnekleridir. Akşener kariyerini 1990’ların katliamları üzerine, Ahmet Davutoğlu 2015’te başlayan katliamlar dizisinin üzerine inşa etmiştir.

Bu katillerin sicilini açık etmek AKP-MHP faşist blokunun sallanmakta olduğu günlerde daha yakıcı bir öncelik haline gelmiştir çünkü kapitalizmde katliamcıların kurtarıcı demokratlara dönüştürülmesi istisna değil normdur.

Paylaşın