İsmail Güldere, Umut Yazıları

Erdoğan’a kazanma fırsatı vermeyelim – İsmail Güldere

2019 yılının Ekim ayının ilk haftasında Kuzey-Doğu Suriye’nin Serekaniye ve Tel Abyad bölgelerine gerçekleşen faşist, sömürgeci işgal saldırılarının üzerinden 2 yıl geçti. Faşist Erdoğan iktidarının sömürü politikalarının devamı olan sömürgecilik ve işgal politikaları bu anlamıyla bir bütünlük içinde kendini bir kez daha örgütledi.

Geçtiğimiz günlerde 2 yıl daha uzatılması onaylanan tezkere kararı ile sınır ötesi askeri operasyonlara yeşil ışık bir kez daha yakılmış oldu. Faşist iktidarın sömürgeci işgal gündemi hızla olgunluk kazanmaya, uluslararası dengelerin sağlanması koşuluna kendini bıraktı. Bu ayın sonunda gerçekleşecek olan G-20 zirvesi ve Biden görüşmesi bu dengenin son ağırlığını belirleyen görüşme olma özelliğini taşıyor. Bu görüşme elbette ki faşist Erdoğan iktidarı için tavizler içeren, elindeki kozların ve bölgesel gelişmelerdeki etkinliğinin en zayıf olduğu bir döneme denk geliyor. Bu anlamıyla bir önceki “Erdoğan’ın zorunlulukları” yazısında da belirttiğim gibi bölgesel denklemin ve ABD’nin güç eksenindeki makas değişikliğin zorunlu sonucu olarak kolay bir görüşme, aynı zamanda Erdoğan için Suriye’ye yeniden işgal saldırısı başlatmak için kolay bir izin alma olmayacak. Ancak hem ABD hem de Rusya ilişkileri çerçevesinde sıkışmış, iç politikada oy kaybı içinde olan Erdoğan kendi politik konumlanışı bir üst aşamaya sıçratarak iktidarın 2023 planlarını başarılı kılma çabası içinde kendi zorunlu olduğu savaş durumunu her halükârda uygulamaya koymaya, kısa süreli de olsa işgal saldırısını mümkün kılmaya çalışacaktır. 

Hiç kuşkusuz faşist Erdoğan iktidarı bir işgal saldırısı başlattığında büyükelçi krizinde olduğu gibi diplomasi cambazlığı yapılmaya çalışılarak Erdoğan iktidarına aslında Serekaniye ve Tel Abyad işgal saldırılarında olduğu gibi bir ateşkes dayatması ve güvenli bölge belirlemesi yapılacaktır. Çünkü Türkiye, ne ABD ne de Rusya için doğrudan savaş yürütülecek ya da ilişkilerin topyekûn askıya alınacağı bir ülke konumda bulunmuyor. Bu da büyükelçi krizinde bulunan formül gibi, aslında Türkiye’nin geri adım atmasına izin verilen yumuşama zeminlerinin doğmasına sebep oluyor. O halde faşist Erdoğan iktidarının işgal saldırısında belirleyici rolü olan süper güçler Rusya ve ABD’nin etkinliğinin bir yere kadar olduğunu görmek gerekiyor. Bu durum Türkiye’ye kolay olmasa da hamle yapma şansı tanıyor ve bu hamleler küçüklüğü ya da büyüklüğü fark etmeksizin ülke içinde artı karşılık bulabiliyor. Büyükelçi krizinde olduğu gibi bir “diplomasi zaferi” ilan edilebiliyor. Bu ölçek, çöken AKP iktidarına trambolin görevi görecek olanakları sunuyor ve tekrardan yükselmesi için esneme payı yaratıyor. 

Faşist Erdoğan iktidarının en çok güvendiği noktalardan birini de bu uluslararası pozisyon oluşturuyor. Uluslararası güç hiyerarşisinin de yaşadığı kriz ve sıkıntılar ona tehdit oluşturmayacak kadar fazla derinlik taşıyor. Bu da Erdoğan’ı daha cüretkâr hamlelere itebiliyor. ABD’nin Çin sorunu, AB’nin enerji ve göçmen sorunu, Rusya’nın pazar genişletme çabaları bu ilişkiler içerisinde bölgesel fırsatları yakalamada faşist iktidar için olanaklar yaratıyor. Ancak toplumsal ilerlemeler sadece burjuvazinin krizleri ya da çıkarları ile ilerlemiyor. Aynı zamanda bu krizler karşısında işçi sınıfı ve ezilen kitlelerin tepkisi ile şekil alıyor. Yani faşist Erdoğan iktidarının kaderini uluslararası güç dengelerinin kaderinden hem bağımsız düşünmemek hem de göbekten bağlı şekilde düşünmemek gerekiyor. Burada belirleyici rolün işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesinin ritminde görmek gerekiyor. 

Egemenler açısından kriz çok boyutlu ilerliyor. Dünyanın her yerinde farklı şekilde dışa vuruyor, çözüm kanalları arıyor. Afrika’da bu kriz darbelerle açığa çıkarken, bu krizin Türkiye’deki adı AKP-MHP faşizminin yönetimi oluyor. Ona bağlı olarak yoksulluk ve sefalette büyüme, çözümü ise savaş politikalarının devamlılığında aranıyor. Bu sebepten AKP-MHP faşizmine bu krizi çözme fırsatı vermemek için savaşın karşısında yer almak, faşizme karşı verilen mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Tezkere oylamasına HDP’nin yanında CHP’nin de “hayır” demesi ilk kez olarak devlet içindeki bütünlüğün de sarsıldığını gösteren önemli bir veri sunuyor. CHP’nin “hayır” demesi bu açıdan önemli bir yerde duruyor. 2 yıl önceki tezkereye evet demişlerdi. Bu “savaşa” karşı tutum, CHP açısından karşılığını Erdoğan’a bir kez daha kendi iktidarını yenilemesi için fırsat vermeme kararı olarak okunmalı. Elbette bu tutum tek başına Erdoğan’ı durdurmak için yeterli değildir. Bu anlamıyla CHP’nin tezkere “hayır”ını bir de sokakta, yarın bir işgal savaşı başladığında görmek gerekiyor.

Bu anlamıyla esas önemli görev sosyalistlere düşüyor. Erdoğan iktidarı kolay bir savaş tercihinde bulunmuyor. İktidarını ayakta tutabilmek için tüm imkanlarını kullanarak bir savaşı zorluyor. Bunun 2023 denklemi içindeki yeri artık çok net duruyor. Sosyalistler ise savaşa karşı tutumlarını hem sömürgeci ve işgalci savaşın karakterini ortaya koyarak hem de ezen ulusun sosyalistleri olarak ezilen halkların kaderine ortak olmaları, onların zaferine kendi ülkelerinin mağlubiyetine yönelik faaliyetlerini genişletmede aramalılar. 

Bir dokunsan bin ah işitilen ülkede sosyalizm fikrinin örgütlenme ve kazanma perspektifi daha belirgin bir hal kazanmış durumda bulunuyor. Faşist iktidar, Kürt güçleri ile savaştan giderek Suriye devletiyle bir savaşa doğru yöneliyor. Bu güç dengelerinin bozulacağı, AKP-MHP faşizminin çıkış ararken batacağı bir savaşı getiriyor. Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri açısından bu savaşın karşılığı Suriye’de faşist iktidarın yürüteceği bir saldırının Ankara’da, İstanbul’da, Adana’da, Diyarbakır’da durdurulması, faşist iktidarın bir an önce yıkılacağı koşulların yaratılmasında yatıyor. 

Ünlü savaş doktrini Clausewitz’in dediği gibi “politikanın başka araçlarla devamı” kaçınılmaz bir şekilde yaşanacaktır. AKP-MHP faşizminin içinde bulunduğu politik doğrultu hızla bu seviyeye doğru ilerliyor. Bu politik seviyeden yani savaştan kaçmak sadece politik alanı terk etmek anlamına, AKP-MHP faşizmine kolay bir zafer sunmak anlamına gelir. Bu açıdan politikanın bu aşamasıyla ilgili tüm sosyalistler, birleşik güçler benzer bir araç ve yöntem değişikliği içinde konumlanmaları gözden geçirmeli, faşizmi yıkma mücadelesinde mevziler inşa etmelidirler. Erdoğan’a bu sefer bu savaşı kazanma fırsatı vermeyelim.

Paylaşın