Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Devrimin 104. Yılında Kızıl Bayrak Dalgalanmaya Devam Ediyor – Cenk Ağcabay

Ezilen ve sömürülenlerin en uzun süreli iktidar deneyimi 104 yıl önce Bolşevik bayrağın kılavuzluğunda ayağa kalkan Rusya emekçilerinin devrimci eylemiyle yaratıldı. 7 Kasım 1917 günü 6 Kasım’da başlatılan devrimci operasyonlar başarıyla sonuçlanmış, geçici hükümet devrilmiş ve siyasi iktidar Rusya emekçileri tarafından fethedilmişti.

Kısa süreli Paris Komününün eksiklik ve hatalarından çok önemli devrimci sonuçlar çıkaran Lenin önderliğindeki Bolşevik Parti, burjuvazinin direncinin proletarya diktatörlüğü aracılığıyla kırılmasının zorunluluğunu saptayarak yola koyulmuştu. Onlara göre, devrim sınıf çatışmasının zayıflaması değil şiddetlenmesi anlamına geliyordu. Öyle de oldu…

Devrimci proleter iktidarın ilk işi Barış Kararnamesi’ni yayınlamak oldu. Barış Kararnamesi’yle devrimci iktidar ülkenin emperyalist savaştan çekildiğini ilan ediyor ve savaşan tüm ülkelere ilhaksız ve tazminatsız bir barış çağrısı yapıyordu. Bu kararname ile savaşın emperyalist doğası gözler önüne serilmişti ve bu durum savaşan ülkelerin tümünde emekçiler üzerinde ciddi bir etki yaratacaktı.

Devrimci proleter iktidarın hızla aldığı kararlarla bankalar kamulaştırılmış, fabrikaların denetimi Sovyet örgütlenmelerine devredilmiş, kiliselerin malvarlıkları kamuya aktarılmış, idam cezası kaldırılmış, asgari ücret artırılmış ve 8 saatlik iş günü kabul edilmişti. Çarlık hükümetine ait tüm borçlar devrimci iktidar tarafından reddedilmiş, kilisenin eğitim ve devlet üzerindeki otoritesi ortadan kaldırılarak laiklik güvence altına alınmıştı.

Medeni kanunun oluşturulması, nikah ve boşanma haklarının yasal güvenceye alınmasıyla kadınların seçme ve seçilme haklarının tanınması, kadın özgürleşmesinin yeni bir düzey kazanması anlamına geliyordu. Çalışanların, çocukların ve çalışamayacak durumda olanların, yaşlı ve hastaların sosyal güvenceye kavuşturulması, kurulması için mücadele edilen yeni toplumun temel niteliklerinin önemli göstergeleriydi.

Soyluluk ünvanlarının kaldırılması ve yasalar önünde herkesin eşitliğinin sağlanması ekonomik güvencelerle temellendirildiği için “eşitlik” ilk kez gerçekten var olma olanaklarına kavuşmuştu. Eğitimin ücretsiz ve zorunlu hale getirilmesine ise çocuk işçiliğinin yasaklanması kararı eşlik ediyordu. Devrimci proleter iktidar hızla uygulamaya soktuğu bu kararlarla “yeni bir toplum” hedefinin samimiyetini dosta ve düşmana hiçbir tereddüte yer bırakmayacak tarzda göstermişti.

Mesajı ilgili herkes almıştı ve uluslararası burjuvazi vakit geçirmeden proleter iktidarın yıkılması için askeri, siyasi, ekonomik tüm araçları kullanarak harekete geçti. Emperyalist savaşın büyük bir yıkıma yol açtığı koca ülkede daha büyük yıkımlar için düğmeye basıldı. Devrimin esinlendirici gücü hızla ülke sınırlarını aşmış, emekçiler arasında Avrupa’dan Asya’ya yayılım kazanmıştı. Uluslararası burjuvazi için kabul edilemez olan bu yön onun harekete geçmesindeki asıl faktördü.

Devrim ve onun hedefi olan “yeni toplum” henüz başlangıç aşamasında boğulmalı, onun dünyaya yayılması engellenmeliydi. Rusya’daki büyük kalkışma nesnel temelini esas olarak emperyalist savaşın yarattığı büyük yıkımdan almıştı. Lenin’e göre, emperyalist güçler için yeni pazar, hammadde ve büyüyen kar olanakları anlamına gelen savaş, emekçilere sadece ölüm, yoksulluk ve yıkım vaat ediyordu ve emekçilerin buna karşı ayağa kalkması kaçınılmazdı.

Emekçiler ayağa kalktılar ve tüm hazırlığını emekçilerin ayağa kalkışını bir toplumsal devrime yöneltme üzerine yapmış olan Bolşevik Parti, savaşın kan, ateş ve yıkımından bir toplumsal devrim çıkarmayı başardı. Emekçiler Almanya’da, İtalya’da, İsviçre’de, İspanya’da da ayağa kalktılar ama tümünde yenildiler. Ayağa kalkan emekçilerin eylemine yön verecek, ayağa kalkışı bir toplumsal devrim hedefine yöneltecek siyasi önderlik inşa edilememişti.

Kendi ülkelerinde emekçilerin ayağa kalkışını bir toplumsal devrim hedefine yöneltmeyen, kendi burjuvazileriyle uzlaşan yani sermaye diktatörlüğünü onaylayan bu siyasi güçler Rusya halklarının devrimci hamlesine karşı burjuvazinin yanında yer aldılar.

Avrupa proletaryasının gerekçeleri çok tanıdıktı. Rusya proletaryanın zayıf olduğu geri bir ülkeydi. Rusya’nın sahip olduğu üretici güçler düzeyi “yeni toplum” için zorunlu temeli sağlamıyordu. Bu koşullarda yaşanacak bir devrim girişimi sadece daha kötü sonuçlar yaratacak bir macera olabilirdi. Bolşevikler bu macerayı zorluyordu.

Bolşevikler gerçekten zorladı. Emperyalizmin yanıtı önce işgal girişimi oldu. Ülkenin farklı noktalarını kendi askerleriyle ve işbirlikçi karşı-devrimci güçlerle işgal etmeyi denediler. Rusya’da monarşinin yeniden iktidara gelmesi hedefiyle her tür askeri ve siyasi gerici güce destek sağladılar. Karşı-devrimci orduları silahlandırıp, paraya ve silaha boğarak iç savaşı derinleştirdiler. Rusya emekçileri kendi öz dinamiklerinden Kızıl Ordu’yu yaratarak yanıt verdi.

Emperyalistler iç savaşla ülkeyi bir kan deryasına çevirirken, uyguladıkları ekonomik ablukayla ülkenin ekonomik olarak çöküşünün zeminini oluşturmaya çalıştı. Kızıl Ordu işçi ve köylü dinamiğinin vücut bulmuş haliydi ve karşı-devrimcileri ezdi. Ülkenin emekçi sınıfları kendi çıkarlarını ve özlemlerini temsil eden siyasi iktidarın arkasında durdu. Bolşevik irade ekonomik sıkıntılara kitle seferberlikleriyle karşılık verdi.

Tüm bu kuşatılmışlık ve sıkıntılara rağmen proleter iktidar konumunu güçlendirdi ve tüm emekçilerin çalışma hakkını, dinlenme hakkını, sosyal güvence hakkını, eğitim hakkını, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını garanti altına alan bir sistem inşa etti. Garanti altına alınan bu haklar “yeni toplum” hedefinin taşıyıcı kolonlarıydı.

Proletarya Enternasyonalizmi Bolşevizm’in üzerine inşa edildiği Marksizm’in temel önemdeki parçalarından biriydi ve Bolşevik önderlik dünya proletaryasına ve ezilen halklara kendini “proletaryanın devrimci ayaklanmasının partisi” olarak tanımlayan Komünist Enternasyonal’i armağan etti. Enternasyonalizmi sözden hayata bu örgütle geçirdi.

Devrimin coşkusu tüm dünyada derin etkiler yarattı. Kısa bir süre içinde 1917 ile 1925 arasında Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Asya’dan Avrupa’ya yeni tipte Bolşevizm’i temel alan siyasi örgütler kurulmaya başladı. Yarattığı etkilerden ötürü devrim 20. Yüzyılın en önemli ve belirleyici siyasi olayı haline geldi. 20. Yüzyıl devrimleri bu büyük devrimin ürünüydü. Castro’dan Ho Şi Minh’e devrimci önderler hep bu gerçeği teslim etti.

20. yüzyıl sosyalizm deneyimleri başarısızlığa uğradı ancak yarattıkları devrimci miras en canlı haliyle yaşıyor ve devrimcilere ilham vermeye devam ediyor. Sosyalizm deneyimlerinden dersler çıkarmak, zaaf ve hatalarıyla hesaplaşmak daha iyisini yapmayı hedefleyenlerin başta gelen görevlerindendir. Sosyalizm deneyimleri üzerine yürütülen tartışmalarda sık karşılaşılan bir unsur önem taşıyor.

Bolşevik iradenin devrimde ısrarı ve devrimci eylemle iktidarı fethetmesi zamanının solunda ağırlıklı olarak kabul görmemişti. Rusya’nın kapitalist gelişme düzeyi, proletaryanın zayıflığı gibi gerekçeler ileri sürülerek, devrimin burjuva-demokratik bir kapsamla sınırlanması, daha ileri gidilmemesi önerilmişti. Örneğin Alman sosyalistlerinin lider kadrolarından Karl Kautsky Lenin’i “kitlelerin talep ettiği her şeye mantıklı olsun ya da olmasın EVET ve AMİN” demekle eleştiriyordu.

Marksizm’im mekanik ve ekonomist yorumları için devrim bir “hata” ya da “yanlışlık” anlamına geliyordu. Rusya’da emekçiler “hatalar” yapıyor, Bolşevik önderlik de bu hatalara ortak oluyordu. Yapılması gerekeni de söylüyorlardı. Yapılması gereken, işçiler için bazı kazanımları güvenceye alarak iktidarın burjuvaziye sunulmasıydı. Proletarya nicel ve nitel gelişmesini burjuva iktidarı altında devam ettirecek ve iktidarı alacak olgunluğa ulaşmak için eğitilecekti.

Bolşevikler proletaryanın “hatasına” ortak oldukları için İç Savaştan ve akan kandan da sorumlu tutuluyordu. Emperyalist iktidarların sözcüleriyle bu solcuların arasındaki fark neredeyse yok olmuştu. Oysa bunlar yazıldığında, İç Savaş’ın Almanya’da, İtalya’da bir gerçeğe dönüşmesine sadece aylar kalmıştı. “Hata” yapmayanların, kitlenin peşine takılmayanların ülkesinde oluk oluk kan akmaya başladığında, bu solcular burjuvazi ile proletaryayı uzlaştırmak için harekete geçtiler. İşçiler için belirli kazanımların garantiye alınması çerçevesinde kapitalist düzenin sadık bekçilerine dönüştüler.

Sosyalizm deneyimleri üzerine tartışırken, bu olgunun altının önemle çizilmesi gerekiyor çünkü sözünü ettiğimiz ve benzeri argümanlara tartışmalarda sık rastlanmaktadır. Büyük devrimci kalkışmanın tarihsel önemini görmeyen, kendi gerici karakterini hayat içinde ortaya koymuş bu yaklaşımların argümanlarıyla bırakalım sosyalizm deneyimlerinden dersler çıkarmak, bir adım bile ileri gidilemeyecektir.

Devrimler büyük tarihsel kopuşlardan çıkagelirler ve fakat aynı zamanda o kopuşların ürünü parçalara şekil verenler tarafından yapılırlar da. Bolşevizm’in tarihsel önemi, şekil vermenin teorisi ve pratiğini bütünlüklü olarak gerçekleştirmesinden kaynaklanır. Bu temel niteliğiyle devrimden 104 yıl sonra halen hayatiyetini koruyor ve devrimcilerin yolunu aydınlatıyor.

Paylaşın