Umut Keçer, Umut Yazıları

İşgal, savaş ve faşizmin askeri yenilgisi – Umut Keçer

Faşist rejim ekonomik ve siyasi olarak büyük bir krizle karşı karşıyadır. Doların tırmanışı, temel tüketim maddelerindeki fiyat artışı, işsizlik ve enerji krizi Erdoğan rejimini birçok açıdan zor bir durumda bırakmış bulunuyor. Sömürü düzenini devam ettirebilmek için her geçen gün baskıcı ve otoriter yönünü daha da artıran rejim bu krizden çıkış arayışları içine girmiş bulunuyor.

Ekonomide kötü gidiş beraberinde muhalefet cephesinde erken seçim seslerini yükseltiyor. Her gün yeni bir işçi direnişi yaşanmakta ve patronlar işten çıkartmaları artırıyorlar. Bu durum karşısında işçi sınıfı cephesinden kendiliğinden direnişler ve karşı koyuşlar gerçekleşiyor. Gerçekleşen direnişler ve grevler genel olarak kazanımla sonuçlanmakta bu yönüyle emek cephesinde bir hareketlenme olduğunu tespit etmek doğru olacaktır.

Ekonominin kötüye gidişi artık hayat pahalılığı karşısında iktidarı eleştiren söylemin her geçen gün daha da geniş bir toplumsal kesim tarafından dillendirilmesiyle sonuçlanıyor. Bu tablo içerisinde faşist rejimin en temel çıkış arayışı bütün gerici ve faşist rejimlerin yaptığı gibi savaş ve işgal olmaktadır. AKP-MHP faşist ittifakı bu şekilde savaş ve işgal politikalarına hız vererek ülke içerisindeki çelişkilerin üstünü örtebileceğini düşünmektedir.

Güney Kürdistan topraklarında yürütülen işgal saldırıların ve Rojava topraklarını hedef alan işgal saldırılarının amacı biraz da ülke iç politikasına dönük bir anlam taşımaktadır. Tek başına savaş tezkeresinin mecliste oylanmasında bile Millet ittifakı içerisinde CHP sürpriz bir şekilde hayır derken ortağı İYİ Parti evet oyu kullanmıştır. Bu durum danışıklı bir politika olabilir. Ancak sonrasında CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Kandil’i düm düz edeceğiz açıklaması yapması CHP politikasının tezkereye hayır derken aslında neden hayır dediğini ve neye esasen hayır dediği konusunda aydınlatıcı olmaktadır. Mesele Kürt sorunu ve ezilenlerin çıkarı olduğunda iktidarla burjuva muhalefet partileri arasında bir fark ortaya çıkmamaktadır.

Faşist rejim içinde bulunduğu krizden çıkmak için savaş ve işgal arayışı içindedir. Bütün Uluslararası ilişkilerini bu siyaseti hayata geçirmek için zorlamaktadır. ABD ve Rusya cephesinden Rojava’ya dönük yeni bir işgal saldırısı konusunda şimdilik olur alamayan faşist rejim gerçekleştirdiği insansız hava aracı saldırılarıyla savaş ve işgal kışkırtıcılığına devam etmektedir. Bu politika tıpkı 1905 yılında ülke içerisinde gelişen devrimci yükselişi engellemek için Japonya’ya savaş ilan eden Rus Çarı’nın durumuna benzemektedir. Rus Çarı devrimin yükselişini engellemek için Japonya ile savaşa tutuştu ancak savaşta yaşadığı askeri yenilgi devrimin gelişimi hızlandırıcı bir tarihsel rol oynamıştır. Tıpkı 1870 Sedan savaşında III. Napolyon’un Bismark ordusuna yenilmesi sonrası Paris Komün ‘ünün gelişme olanaklarını kazanması gibi.

Bu yönüyle faşist rejimin askeri açıdan başarısız olması onun çözülüşünü hızlandıracaktır. Askeri açıdan başarısız olan faşist rejim bloğu dağılmaya başlayacaktır. Bütün gelişmeler böylesi bir başarısızlığın yaşanması durumunda Erdoğan iktidarının kendisini koruyamayacağını göstermektedir.

Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri açısından da faşizmin savaş ve işgal politikaları karşısında etkili bir muhalefet yürütmek, geleceği kazanma konusunda önemli bir olanak sağlayacaktır. Yoksulluk ve açlığın emekçiler için genel bir sorun haline geldiği bir konjonktürde savaşa yatırım yapan iktidar daha da teşhir olacaktır.

Faşizmin yenilgisi onun daha fazla sorgulanması ve meşruiyetini kaybetmesi anlamına gelecektir. Avaşin, Zap ve Metina hattında yürütülen işgal saldırısı karşısında Kürt özgürlük gerillaları görkemli bir direniş gösterirken onların karşısında işgalciler daha fazla ilerleyememektedir.

Rojava topraklarına dönük işgal saldırısı da aynı zamanda ekonomik olarak çeteleri beslemekte zorlanan faşist rejimin hem iç çelişkilerin üstünü örtme hem de cihatçı yağma çetelerini finansa etme savaşı olacaktır.

Elbette enternasyonal bir görev olarak Kürdistan topraklarının işgalcilere karşı savunulması Kürt özgürlük hareketinin görevi olduğu kadar onunla omuz omuza savaşan Türkiye’li devrimcilerinde tarihsel sorumluluğudur. İspanyol devriminin ve Filistin devriminin enternasyonal öneminden bahsederken Kürt devriminin enternasyonal önemini görmemek en iyimser deyimle politik bir miyopluğun işareti olacaktır.

Enternasyonal bir görev olarak Kürt devriminin desteklenmesi aynı zamanda ülke içerisinde faşizmin işgal ve savaş politikalarının emekçiler nezlinde daha güçlü bir şekilde teşhir edilmesini zorunlu kılacaktır. Esasen Rojava devriminin ve Kürdistan devriminin özgürlüğünün geleceği de güçlü bir şekilde Türkiye ve Kuzey Kürdistan devriminin geleceğine bağlanmış durumdadır.

İşgal ve savaş politikalarının başarısızlığı için faşizmin cephe gerisinde daha güçlü bir şekilde hedef alınması gerekmektedir. Birleşik devrim cephesi Türkiye metropollerinde daha güçlü bir şekilde geliştikçe işgalci faşist rejim cephe gerisinde kendini daha da zayıf hissedecektir.

Bu yönüyle faşizmin yenilgisi birleşik devrim meselesiyle hiçbir dönemde olmadığı kadar iç içe girmiş durumdadır. Faşist rejim öyle ya da böyle Kürt özgürlük mücadelesini boğmak için işgal ve savaş politikasını hayata geçirmek için bütün olanaklarını seferber edecektir.

Bu yönüyle burjuva muhalefetinde öyle ya da böyle iktidarının destekçisi konumunda olmak dışında bir yönelimi olmayacağını görmek gerekmektedir. İyi Parti için bile Lütfi Türkan meselesinde olduğu gibi şovenizm ve savaş muhalefeti baskılama yönünde faşizme kazandırmaktadır.  Muhalefeti silikleştirip kendisine yedekleme konusunda Faşist iktidarın mutlak bir şekilde savaş ve işgale ihtiyacı olduğunu görmek gerekmektedir.

Elbette sahada ittifaklar ve denklemler sürekli değişmektedir. Ancak en doğru ve değişmeyen ittifak Türk ve Kürt halkının birleşik devrim ittifakıdır. Bu temelde faşizmi teşhir ederken onun askeri yenilgisi gelecek açısından Türkiye ve Kürdistan devrimi açısından büyük olanaklar açığa çıkartacaktır.

Bu tarihsel sorumlulukla ayakkabılarımızın bağcıklarını sıkı bağlamalı ve saatlerimizi devrime ayarlamalıyız. Tıpkı bu sözün sahibi olan Aziz Güler’in ayak izlerini takip ederek Enternasyonal birer devrimci olarak işgalci faşist rejimin karşısında savaşırken ölümsüzleşen Göze ve Yasin’in yaptığı gibi.

Tarihsel sorumluluk bugün önem kazanan Enternasyonalist tutumun aslında gelecek açısından ne kadar ön açıcı olacağını kanıtlayacaktır. Faşizme karşı bugün sorumluluk alanlar ve mücadele için bedel ödemekten geri durmayanlar geleceği kurmak konusunda inisiyatif kazanmış olacaktır.

Paylaşın