En Çok Okunanlar, Mehmet Yılmaz Kaya, Umut Yazıları

‘Kasım Atılımı’nın açtığı yolda yürüyüş sürüyor – Mehmet Yılmaz Kaya

Kasım Atılımı, devrimci siyasetin tarihsel gelişimi içerisinde niteliksel bir sıçrama pratiğidir. Bu tarihsel gelişmenin önemi ve komünarlar açısından taşıdığı anlam geride bıraktığımız her günde biraz daha kendini hissettirmektedir.

Türkiye Devrimci Hareketi’nde uzun mücadele geleneği olan bir yapı içerisinden çıkarak bir devrimci odak oluşturan Kasım Atılımı öncüleri, adeta yeni koşullara göre kendisini yeniden tanımlama ve örgütleme arayışına girmiştir. Bu yönüyle Kasım Atılımı olmuş-bitmiş bir süreç değil, devam eden bir süreçtir. Esasen TDH’nin düşük düzey devrimci pratiğine, yasalcılığın ve reformizmin reddi üzerine şekillenen Kasım Atılımı, bu yönüyle devrimci olanı, doğru olanı ve bizleri devrime taşıyacak olanı arama mücadelesidir.

Olayların gelişim seyrini değerlendirirsek; Kobani’de İŞİD çetelerine karşı tarihi bir direniş yürütülüyordu. Aynı zamanda Medya Savunma Alanları’nda gerillanın 40 yıllık mücadele deneyimi vardı. Kasım Atılımı ile “Proletaryanın Devrimci Kurtuluş Örgütü” iki tarihsel sürece girmiş oldu. Hem Kobani direnişine katıldı hem de gerilla alanlarında askeri bir konumlanma içerisine girdi.

Bu yönüyle basit gibi görülen bu iki pratik esasen TDH’nin mevcut tarihsel gelişimi açısından ileri dönük önemli bir sıçramaydı. Bu diyalektiğin tersine işlemesi ve zıtların birliğinin doğru yönde tecelli etmesiydi. Zira şimdiye kadar sol kulvardaki güçlerin sağa kaydığı TDH içerisinde çokça görülmüştü. Ancak daha sola yönelim ve özellikle bunu bu kadar radikal bir çizgide gerçekleştirmek büyük bir cesaret ve beceri isteyen bir mücadele pratiğiydi.

Bu açıdan Kasım Atılımı ortalama solun statükocu anlayışından kopuş ve onunla köklü bir hesaplaşma arayışıdır. 2000’li yılların başlarından itibaren devrimci siyaset saflarında gelişen militan mücadele çizgisi Gezi Direnişi ile büyük bir doruğa ulaşmış ve Kasım Atılımı ile daha büyük sıçramaya dönüşmüştür. Kasım Atılımı devam eden bir süreçtir. Bugün devrimci siyasetin mücadele yürüttüğü bütün alanlarda Kasım Atılımı’nın izini ve etkisini görmek mümkündür. Sonuç olarak yeni bir yol açılmış ve alışılagelmiş siyaset tarzı dışında devrimci bir konumlanma içerisine girilmiştir. Bu süreç an’da alınan bir tutum olarak kalmamış sıçrama devam ettirilerek Birleşik Özgürlük Güçleri pratiği, bir yıl sonrasında ise Aralık ayında partileşme iradesiyle yeni bir nitelik kazanmıştır. Bu yönüyle Kasım Atılımı olmasaydı partileşme iradesi olmayacaktı.

Elbette süreç zorlu ve sert bir zeminde ilerlemiştir. Alışkanlıkların değiştiği ve düşman yönelimlerinin sertleştiği bir süreç yaşanmıştır. Dış düşman zaman zaman içerideki düşmanla birleşerek devrimci siyasetin tasfiyesine dönük hamleler içerisinde olmuştur. Devrimci siyaset bütün bu zorlu süreçlerde, “bittiler kalmadılar” dedikleri her anda kendisini küllerinden yeniden var etmeyi bilmiş ve yeni koşullara göre kendisini yeniden örgütlemiştir. Burada “esas olan örgüttür esas olan mücadeledir” şiarıyla her zorluğa göğüs gererek süreç örgütlenmiştir.

Şimdi geriye dönüp baktığımızda 7 yıl geride kalmış ve kopuşun 8. yılına girmiş bulunuyoruz. Bu 7 yıl savaş ve mücadele dolu bir 7 yıl olmuştur. Yaşamın ve öznelerin devrimcileştiği bir 7 yıl yaşadık. Bu 7 yılda mücadelenin ihtiyaçları temelinde kendilerini yapılandırarak atılımı bu günlere taşıyanlar da oldu, mücadelenin ihtiyaçlarına cevap üretemeyip mum gibi eriyenler de oldu.

Dağlarda, kentlerde ve zindanlarda önemli bir tarih yazıldı. Bu tarih; baş eğmeyen, diz çökmeyen devrimcilikte ısrarı içermekteydi. Düzen siyasetiyle uzlaşmama, bu temelde hep daha devrimci olanı arama arayışı içerisinde olduk.
Bu arayışımız devam etmektedir. Bugün Kasım Atılımı’nın çizgisi birleşik devrim mücadelemizde gelişerek, derinleşerek sürmektedir.

Devam eden bir süreç olduğunu vurgulamıştık. Bugün aynı gökyüzünün altında dağlarda direnen gerillalar, Rojava devrimiyle omuz omuza savaşanlarımız, zindanlarda bedel ödeyenlerimiz, kentlerde öncü eylemlerle militan çizgiyi yeşertenlerimiz, sınıf çalışmasını sürdürenlerimiz, kadın özgürlüğü için sosyalist feminist mücadeleyi örgütleyenlerimiz ve mücadeleye büyük bir heyecanla katılan Necdet Adalı’nın emaneti liseli yoldaşlarımızla Kasım Atılımı kolektif bir aksiyon süreciyle devam etmektedir.

Elbette bir atılım sürecinden bahsederken sürecin baş aktörünü anmadan süreci tarif etmek imkansızdır. Bu tarihselliğe yapılmış büyük bir yanlış olur. Kasım Atılımı gerçekleştiyse, bu sürece yön veren ve öncülük eden Ulaş Bayraktaroğlu’dur. Parti ve mücadele çizgimizi anlamak isteyenler onun yaşamına bakabilirler. Komünarlar nacizane bir şekilde onun gibi yaşamaya çalışan devrimci öğrencilerdir. Atılıma yön veren, onu yöneten komutana selam olsun.

Komutan, fiziksel olarak erken aramızdan ayrıldı ancak onun başlattığı devrimci taaruz bir asabiyet olarak her komünarın zafer çizgisi haline gelmiştir. Onun hatıraları ve mücadelede öğrettikleri bizlere yol göstermeye devam ediyor.

Kasım Atılımı yolunda yürüyüşümüz devam ediyor. Bugün ilk günkü kadar heyecanlıyız, 7 yılın biriktirdiği tecrübelerle daha iyiyi, daha doğruyu aramaya ve inşa etmeye devam ediyoruz.

Elbette aynası iştir kişinin, tek başına söze bakmak olmaz. Şimdi Kasım Atılımı’nın yarattığı kolektif aksiyon sürecini daha güçlendirme ve geliştirme zamanıdır. Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimi önemli bir sürece girmiş bulunuyor.
Faşist iktidar büyük bir siyasal – ekonomik krizle sarsılmakta ve aynı zamanda iktidarın her geçen gün çözülüşü derinleşmektedir. Kitlelerde iktidara karşı öfke derinleşmekte ve adım adım Gezi Direnişi öncesine benzer bir süreç yaşanmaktadır.

İşçi direnişleri bir biri ardına patlamakta ve birçoğu kazanımlarla sonuçlanmaktadır. Kadınlar patriyarkal kapitalizmin saldırıları karşısında yaşamak için direnmekte ve mücadele etmektedir. Üniversite öğrencileri kayyum rektörlere karşı direniştedir. Kürt halkı sömürgeci iktidarın her türlü saldırısına karşı baş eğmeyen bir şekilde direnmekte ve mücadele etmektedir. Bütün bu tarihsel gerçekliğin ışığında Kasım Atılımı’nın yolunda mücadeleyi büyütme ve yaşamda örgütleme ısrarının altını bir kez daha çizmek gerekir.

Bütün bu süreç içerisinde ölümsüzlerimize, zindanlarda bedel ödeyen yoldaşlarımıza, partiye ve savaşçılarına en doğru şekilde sahip çıkmanın yolu başlatılan atılımı, Türkiye devrimini zafere taşıma mücadelesine omuz vermek olacaktır.

Ustamızın dediği gibi; “Gökyüzünde uçan ateş kuşlarıyız, hiçbir yerdeyken her yerdeyiz.”

Paylaşın