Gündem, İsmail Güldere, Umut Yazıları

Hükümet istifa yetmez, halk iktidara! – İsmail Güldere

Erdoğan’ın kâbusu, Gezi ruhu hortluyor. Hortlak kelimesi ilk başta taşıdığı korkutucu manası itibariyle tüyleri diken diken eden ürkütücü bir anlam taşıyor olsa da tıpkı proletarya diktatörlüğünün anlamındaki gibi Gezi ile birleştiğinde Erdoğan için gerçek bir korku, emekçi kitleler için yan yana geldikleri büyük bir direnişin yeniden başlamasını ifade ediyor.

Tarihe belirgin bir not düşmesi itibari ile 23 Kasım 2021 akşamı sekiz yıl önce ayaklanan Gezi’nin ruhu hortladı. İstanbul, Ankara, İzmir ve birçok ilde faşist iktidarın ülkeyi getirdiği yönetilemeyen kriz durumunun pik noktası, doların yükseldiği fiyatta somutlaşarak halkın yoksulluk seviyesindeki iflasla birlikte sokakla buluştu. Hiç kuşkusuz bu buluşma bir başlangıçtan fazlasını ifade ediyor. Çünkü sekiz yıl önce faşist Erdoğan iktidarını yıkmak için ülkenin her yerinde büyük bir başlangıca imza atılmıştı. Üzerinden geçen yılların yarattığı devrimci durumların gelişim seyri kendini sürekli ileriye doğru fırlatarak Gezi’de kaybettiği mevzileri kazanmaya çalıştı. Bu ısrar bugün diz çökmediğini ve ayağa kalktığını gösteriyor.

Bugün hem sloganlar itibariyle hem de taktikler itibariyle Gezi’den ve sonrasında gelişen direnişlerden ders çıkararak iktidarı yıkma stratejisini taktik olarak zenginleştirmek, demokratik halk iktidarına ilerleyecek pratikleri acil, aynı zamanda ayakları yere basar vaziyette inşa etmeyi gerektiriyor.

Öncelikle ülkede faşist iktidarın içinde bulunduğu kriz bataklığı her gün iktidarı içine çekerken onun batışını izleyen CHP-İYİP’de ellerindeki dalı şimdilik kurtarıcı bir rolde tutmayarak daha fazla batışın gerçekleşeceği çırpınmayı izliyor. Faşist iktidar batarken, CHP-İYİP yükseliyormuş gibi gözüküyor. Halbuki batan da yükselen de aynı bataklığın etrafında kümelenmiş öbeklerden oluşuyor. Birinin ayağı sadece bir adım ötede bulunuyor ve toplumsal mücadele dinamiklerinin çıktığı iktidarı yıkma yolunda CHP-İYİP ve temsil ettikleri sermaye güçlerinin hazırladığı tuzak aktif bir şekilde belli oluyor.

Bu tuzak faşist iktidarın çöküşünü bir “seçim aritmetiğine” sıkıştırarak yürütülen üçüncü yol, sol ittifak tartışmaları ve sandıktan çıkacak olanın da bataklıkta olduğunu gör(e)memekten oluşuyor. Sokakta buluşan halklara propaganda edilen “erken seçim” çağrısı bu anlamıyla devrimcilerin değil “bataklık” partilerinin tuzak çağrısı oluyor. Şüphesiz “erken seçim” iktidar değişikliğini yaratabilir ancak bataklığı kurutamaz. Bu anlamıyla devrimcilerin üçüncü yolu ya da ittifakının hedefi iktidarın kendisi, bu sömürü bataklığının kurutulması olabilir. Erken seçim çağrılarını bu anlamıyla bir bütün hükümeti, sistemi, sermaye güçlerini yıkma çağrısıyla birleştirmek gerekiyor.

Bu noktada ilerleyen tartışmalar itibari ile öncülük-önderlik sorunsalı yakıcılığını korurken, stratejik konumlanmalar da güçlerin ayrışmasında da önemli bir başlık olarak duruyor. CHP-İYİP ortaklığından doğacak bir iktidar için şunu net belirtmek gerekir ki AKP iktidarının sonu olmayacağı gibi ondan daha ileri bir iktidar da olamayacağıdır. Mevcut emperyalist-kapitalist ilişkilerle dizilmiş kodlar ile iktidarı yönetme adayı olan bu güçler için sonuç işçi sınıfının değil burjuvazinin kazanması olur. Sadece sömüren güçlerin sömürü biçimleri değişir. Burada sokağa çıkan kitleler ve onlarla en doğrudan ilişkiye sahip olan sosyalistlerin kendi tarihsel devrim sorumluluklarının daha fazla bilince ve eyleme çıkarılması gerekiyor.

Bu sebeple daha fazla tartışmanın ancak ondan daha da fazla sokakta birleşik-birlikte hareket halinde olmanın, iktidarı hedeflemenin ve iktidarı kazanmak için mücadelede birleşmenin gerektiği günler geliyor.

Kalem-kâğıt bir kenara bırakılmasa da elimize taşı-sopayı da alarak faşizme karşı somut duruş içinde olunması gerekiyor. Öncülük sorununun aşılacağı ilk noktalardan birini bu aşama oluşturuyor. Taktik yazarlarının sokağın mimarları olması gerekiyor. Önderlik sorunu ise daha ileri mücadele günlerinin doğal gidişatının doğal örgütsel formlar düzeyindeki inisiyatifi ile kendini kanıtlayacaktır. Buraya takılıp kalmamak gerekiyor. Hızlıca sokakta buluşmanın, faşist iktidara karşı halk iktidarını kazanmaya yönelmenin faaliyeti içine girmek gerekiyor.

En geniş anti-faşist cephe tartışmalarının noktası bu pratik ile konulabilir ve faşizme karşı topyekûn bir mücadelenin gücü açığa çıkartılabilir. Her şeyden daha fazla, en… bu mümkündür. Koşulları fazlasıyla olgunlaşmıştır ancak zamanında harekete geçilmezse çürümede kaçınılmazdır. Bu tarihin diyalektik kanunu olarak tarih sahnesinde defalarca kanıtlanmıştır.

Şimdi devrimci olanaklar ve fırsatlar varken sokağa çıkan devrimciler ve buluştukları kitleler itibariyle atılacak sloganlar ilk olarak faşizmi yıkmayı hedeflemeli, bu anlamıyla sloganların kitleler üzerindeki etkisini doğru temelde ele almak için ideolojik ağırlığı oluşturulmalı, kitleler bataklık canavarları arasında tercih yapmak zorunda bırakılmamalıdır.

İşçilerin, emekçilerin, kadınların, ezilenlerin iktidarı bilakis kurulabilir. O halde “hükümet istifa” sloganı faşist iktidarı yıkacak eylemselliği taşımanın yanı sıra “halk iktidara” sloganı ile de buluşabilmelidir. Yoksa tek başına hükümetin istifa etmesi, yerine belirsiz bir AKP dışı iktidarın gelmesine razı olmak anlamına gelir. Bugün ülkede yaşanan krizin faturasının bir bütün olarak sistemsel olarak yaşandığı propagandasının ve eyleminin güçlenmesi, sosyalizmi daha fazla alternatif seçenek haline getirebilir.

Paylaşın